Twilight Turkiye Fan Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
diadem

avatar


MesajKonu: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Çarş. Ekim 01, 2008 5:20 pm

Benden yeni bir hikaye Very Happy
Bu hp ile ilgili değil ve bence ondan daha iyi umarım sizde beğenirsiniz Very Happy
Hikayede değişik bir şey deniyorum her bölüm iki parttan oluşuyo ve bu partlar iki farklı başrolün ağzından yazılıyo yeni biri birinin biri diğerinin mesela twilight'tan birinci bölümü midnight sun'dan ikinci bölümü alıp okumak gibi Very Happy anlatırken benim kafam karıştı inşallah siz anlarsınız Shocked


Roma Gecesi


Bölüm 1 - Part 1: Roma

Güneşin batarken ki son ışıklarını yansıttığı dar sokakta yürürken aklımda tek bir soru vardı: Buraya alışabilecek miydim?
Daha önce Roma’ya hiç gelmemiştim. Her şey bir anda olmuştu. Bir hafta içinde… Daha ne olduğunu anlayamadan kendimi bu tarihi kentin ortasında bulmuştum. Bu gerçekten korkunçtu! Ben Roma’da ne yapardım? Geride bıraktıklarımı düşündükçe içim burkuluyordu. Okulum, arkadaşlarım… Hepsi Londra’da benden çok uzaktaydılar şimdi.
Bir hafta önce babam sevinçle eve gelmişti. Hayatımda daha önce asla onu böyle görmemiştim. Annemle ben, merakla, ona ne olduğunu sorduk. Hayatımın en hevesli sorularından birine, hayatımın en korkunç cevaplarından birini almıştım. Roma’ya taşınıyorduk!
Babam büyük bir turizm şirketinde basit bir rehberdi. Daha çok İtalya’ya ve İspanya’ya gidiyordu. Sanırım İtalyanları bizden daha çok görüyordu. Oysa şimdi, şirket Roma’ya, Avrupa’nın en tarihi kentine, bir büro açmış ve başına babamı atamıştı. Bunun anlamı; babam artık eskisinin iki katı kadar maaş alacak ve sürekli bizim yanımızda olabilecekti. Bu iyi bir şeydi. Bu yüzden dün, şimdiye kadar yaşadığım on yedi yılın anılarına veda etmek zorunda kalmam ise… İşte bu pekiyi bir şey sayılmazdı.
Aslında roma harika bir şehirdi. Buradaki en dar sokakta bile bir insanın yapmasına olanak vermediğiniz heykeller görebilirdiniz. Caddeleri, sokakları, inanılmaz yapıları ve her adım başında bir tane olan çeşmeleriyle on yedinci yüzyıl mimarisini canlı bir şekilde gösteriyordu. Bu caddelerde yürürken hayran kalmamak elde değildi.
Ama burada yaşamak mı? Bu çok zordu. Belki de imkânsız… Roma benim için yaşamaya elverişli bir şehir sayılmazdı. Harika bir tatil şehriydi. İnsan burayı gezerken kendini kaybedebilirdi. Peki, geri dönüşü olmayan bir gezi… Buna alışmam biraz zaman alacaktı.
Her şeye rağmen yeni evim çok güzeldi. Apartmanın kapısı, Roma’daki her sokak gibi fazla geniş sayılmayan ve on yedinci asırdan kalma gibi görünen bir sokağa açılıyordu. Eğer sağ tarafa dönüp beş dakika kadar yürürseniz karşınızda Aşk Çeşmesi’ni bulurdunuz. Aynı yürüyüşü sol tarafa doğru yaparsanız İspanyol Merdivenleri’yle karşılaşırdınız. Haritada göründüğü kadarıyla Aşk Çeşmesi ve Pantheon’un arası çok uzak sayılmazdı.
Bunların hepsi gerçekten büyüleyici şeylerdi. Ama ben Aşk Çeşmesi’nin ya da İspanyol Merdivenleri’nin, Londra’daki küçük bahçemizin yerini asla tutamayacağını biliyordum.
Düşüncelere dalmış, bu dar sokaklarda yürürken havanın yavaş yavaş kararmaya başladığını fark etmemiştim. Burayı henüz iyi bilmediğim için annemin hava kararmadan evde olmak konusunda katı kuralları vardı. Bu yüzden geldiğim yönden dönüp eve doğru yürümeye başladım. Evimizin olduğu sokağa varmam fazla uzun sürmedi. Eve doğru yürürken birinin arkamdan “Elvira!” diye seslendiğini duydum. Şaşırmanın aptalca olduğunu biliyordum. Sonuçta bu benim adımdı ve insanlar bana böyle seslenirlerdi. Ama ben hiç kimseyi tanımadığım yeni evimde, adımı duyunca şaşırmıştım. Ve bana seslenenin kim olduğuna bakmak için topuklarımın üzerinde döndüm. Tabi ki babamdı.
Olduğum yerde durup onu beklemeye başladım. Yanıma geldiğinde öncelikle sıcacık bir gülümsemeyle selam verdi. Ben de ona hiç içten olmayan bir gülümsemeyle cevap verdim. Babam yüzündeki gülümseme hiç bozulmadan “Buraları keşfe çıktın demek?” dedi. Ben sadece sessizce kafamı sallamakla yetindim. Yüzümdeki ifade babamın gülüşünün silinmesine sebep oldu.
“Elvira lütfen! Roma’ya kendini göstermesi için biraz zaman ver. Ben burada yaşamayı istemeyecek kimseyle tanışmadım. Üstelik sen daha Colesseum’u bile görmedin.”
Babamın anlamadığı ve asla anlamayacağı bir şey daha… Her gün okula giderken, asırlar önce insanları aslanlara yedirdikleri büyük tiyatronun önünden geçmek veya Capitolini müzesindeki — her yerde olduğu gibi mükemmel — heykelleri görmek umurumda bile değildi. Tarihi mimariyi sevebilirdim ama sadece uzaktan…
Cevap bekleyen babama dönerek elimi, el sıkışmak isteyen birinin edasıyla uzattım.
“Tanıştığıma memnun oldum.”
Babam gözlerini devirirken elini omzuma koydu ve birlikte eve doğru yürümeye başladık. İkimiz de birbirimizin önce konuşmasına izin vererek susuyorduk. En sonunda babam bu sessizliğe daha fazla dayanamadı.
“Elvira, gerçekten burayı sevmedin mi?”
“Hayır baba. Roma harika bir şehir... Sadece buraya gelirken vazgeçmek zorunda kaldığım şeyler beni üzüyor.”
Bunu söylerken aklıma Roma’ya gelirken vazgeçmek zorunda kaldığım şeylerden biri olan kedim, Novice, geldi. Bu sırada babam adeta düşüncelerime tercüman olmuştu.
“Hala o şişko kedi için üzülmüyorsun değil mi?”
“O sıradan bir kedi değildi. Sabahları gazeteni getiriyordu.”
Bunun üzerine ikimiz de güldük. Onun da şu an — benim gibi — Novice’in gazeteyi parçalamadan getirebildiği ender zamanlarda onu nasıl ödüllendirdiğimizi düşündüğüne emindim.
Bu arada apartmana geldiğimizi fark ettim. Dar merdivenleri çıkarken ikimiz de sessizdik. Dairemiz son kattaydı. Babam zile bastı ve biraz sonra kapı açıldı. Bizi gördüğü zaman annemin yüzünde önce bir rahatlama sonra da kızgınlık ifadesi belirdi. Bunun sebebinin hava kararmadan eve gelme kuralına uymamam olduğunu anlamıştım. Ama anlamamış gibi yapmak için yüzüme masum bir gülümseme yerleştirdim ve babamın ardından içeri girdim. Annem de kapıyı örtüp arkamızdan gelirken eve girdiğimden beri duymayı beklediğim cümleyi söyledi.
“Elvira ben seninle ne yapacağım?”
Beş yaşımdan beri yaramazlık yaptığımda aynı şeyi söylerdi. Ve ben de yüzüme kocaman bir gülümseme yerleştirerek bahanemi söylerdim. Yine öyle yaptım.
“Özür dilerim anne, yürürken saatin nasıl geçtiğini anlayamamışım.”
Bahanem her zaman zayıftı ama her zaman affedilirdim.
“Tatlım başına bir şey gelmesini istemiyorum. Karalıkta kaybolabilirsin.”
Buna verecek bir cevabım yoktu. Sadece içimden, Roma’da en kolay bulunabilecek sokaklardan birinde oturduğumuzu annemin anlamasını diledim. Yani eğer karanlıkta eve gelirsem en fazla yanlış apartmana girme ihtimalim vardı. Bunun yapmam olasıydı ama bu tam olarak kaybolmakla sayılmazdı. Babam da kaybolmakla ilgili benimle aynı şeyi düşünüyor gibiydi. Anneme dönerek yatıştırıcı bir ses tonuyla “Biraz sakin ol Kate! Roma’da hiç kimse Aşk Çeşmesi’ni ya da İspanyol Merdivenleri’ni kaybetmez,” dedi.
Annem aynı endişeli ifadeyle bana bir süre daha baktı. Şu an onun aklından geçenleri tahmin edebiliyordum. Her ne kadar babam haklı olsa da ben her yerde kaybolabilirdim. Yürümeyi öğrendiğimden beri en az elli kez kaybolduğuma emindim. Tabi ki bu evin yolunu tam olarak öğrendikten ya da cep telefonu taşımaya başladıktan sonra sorun olmuyordu. Ama burada yeniydim ve telefon taşımıyordum. İtalya’yla ilgili her şey gibi buradaki telefon hatlarından da nefret ediyordum.
Bu arada annemin ifadesi yumuşamıştı. Az önceki sinirli ifadesinden eser kalmamış gözlerle bana baktı.
“Ama lütfen bundan sonra daha dikkatli ol. Hadi şimdi bana yardım et yemeği hazırlayalım.”
Henüz açılmamış kutuların arasından geçerek annemin peşinden mutfağa gittim. Annem salatayı yaparken bende masayı hazırladım.
Yemek son derece sessizdi. İkisi de benim konuşmamı bekliyor gibi bana bakıp duruyorlardı. Ama benim, buradaki ilk berbat günümde yaptıklarımı paylaşmak gibi bir niyetim yoktu. En sonunda pes edip babamın yeni işi hakkında konuşmaya başladıklarında gözlerinin hapsinden kurtulduğum için rahatladım. Biraz sonra odamı yerleştirmek hakkında bir şeyler mırıldanarak masadan kalktım ve odama gittim.
Yeni odam oldukça küçüktü. Kapının karşısında odanın — tavandaki lamba dışında — tek ışık kaynağı olan ufak bir pencere vardı. Pencerenin yanında, bir tarafı duvara dayalı bir yatak duruyordu. Her zaman ki gibi dağınıktı. Kapının sağ tarafında bir çalışma masası ve sol tarafında ise küçük bir gardropun yanında büyük bir kitaplık vardı. Kitapları severdim. Modadan ise nefret ederdim.
Vakit geçirmenin başka bir yolu olmadığı için annemlere söylediğim şeyi gerçekten yapmaya karar verdim. İç çekerek odanın ortasında duran ve odada adım atılacak yer kalmamasına sebep olan kutuların ve valizlerin yanına eğildim. Tam altı kutu ve üç valiz vardı. Annem hep, ihtiyacım olduğundan daha fazla eşyaya sahip olduğumu söylerdi. Şimdi ona hak veriyordum. Buradaki eşyaların yarısı gereksiz ıvır zıvır şeylerdi.
Yavaşça en baştaki kutuyu kendime yaklaştırdım ve kapaklarını kaldırdım. İçi kitap doluydu. Londra’daki kitaplığımı olduğu gibi buraya taşımıştım. Sinirim bozuk olduğunda bana kendimi iyi hissettirecek tek şey kitaplardı. Daha çok roman okumayı sevsem de her çeşit kitabım vardı. Evdeki tüm kitapları toplasan benimkiler kadar etmezdi. Annem ve babam kitap okumayı sevmezlerdi. Babam çok gezerdi, annem ise makale okurdu. Gazete yazarlarının her gün yazdıkları sıkıcı köşe yazılarından ne zevk aldığını bir türlü anlayamazdım.
Toplam dört kutu kitabın ardından kitaplığım eskisi gibi olmuştu. Değişikliği seven bir insan değildim. Eğer bir şey yerine yakışıyorsa onu yerinden etmeye gerek yoktu. Saate baktığımda kitaplığımı yerleştirmenin şaşırtıcı derecede kısa sürdüğünü fark ettim. Ama bu normaldi. Biz gelmeden önce eşyalar gelmiş ve babam birkaç adam tutup evi temizletmişti. Bizim tek yapmamız gereken eşyaları kolilerden çıkarıp raflara koymaktı. Çok sıkıcı.
Benim için hayat sıkıcıydı. Hayattan zevk almasını bilen bir insan değildim. Monoton ve sıkıcı… Beni özetliyordu. Tabi bir de karamsarlık ve gerçeklerden uzak yaşamak terimlerini eklersen… Hayal dünyasında yaşamayı seviyordum. Orada hiç kimse her şeyi mahvedemezdi. İstediğimi yapabilirdim. Özgürce ve korkmadan… Sebebini soran yoktu. Kimseye açıklama yapmak zorunda değildim.
Birkaç saat sonra odam tıpkı Londra’daki odam gibi olmuştu. Tek fark fıstık yeşili perdeleri araladığımda görünen manzaraydı. Bu yüzden dün buraya geldiğimizde ilk işim perdeleri takmak olmuştu. Ve o perdeler dünden beri hiç aralanmamıştı. Odamdayken kendimi gerçek evimde gibi hissediyordum. Küçük bir pencerenin bu büyüyü bozmasından nefret ediyordum.
Bir anda, düşüncelerimden sıyrıldım ve birisinin odamın kapısını tıklattığını fark ettim. Gözlerimden akmaya çalışan yaşları elimin tersiyle silerek “Evet,” diye seslendim. Sesimin boğuk çıkmasını engelleyememiştim. Gelen annemdi ve neyse ki bunu fark etmemişti.
“Biz yatıyoruz canım iyi geceler demek istedim.”
“Size de iyi geceler, ben de birazdan yatarım.” Sesim yine boğuk çıkmıştı. Kahretsin! Annem bu sefer bunu fark etmişti. Temkinli adımlarla yanıma geldi ve yavaşça bana sarıldı.
“Evi özledin değil mi?”
Sessizce kafamı salladım.
“Evet, ben de özledim. Ama alışmak zorundayız.”
“Alışmak zorunda olmak çok acınası,” diye mızıldandım. Annem bu huysuzluğuma gülerek bana daha sıkı sarıldı.
“Hadi ama benim kızım güçlüdür. Şimdi uyu biraz. Yarın yeni bir gün olacak. İyi geceler.”
Alnıma bir öpücük kondurdu ve odamın kapısını kapatarak dışarı çıktı. Annemin bu sakinliğini kıskanıyordum. O her zaman, her olayda iyi bir şey görürdü. Kötü bir şey olduğunda bakış açıcı hep aynıydı.
Şimdi uyu. Yarın yeni bir gün. Her şeye baştan başla.
Ama ben bunu asla yapamazdım. Karamsarlık konusunda anneme çekmemiştim. Hele babam! Onun karamsarlık, mutsuzluk, umutsuzluk gibi hislerinin olduğundan emin değildim. O daima gülerdi. Ve ben de bunu daima kıskanırdım.
O sırada, bu odada daha fazla kalamayacağımı fark ettim. Burada olduğum sürece Novice’in zıplayarak kucağıma oturmasını veya klasikleşmiş gece sohbetlerimiz için Lily’nin aramasını bekleyecektim. Ama kabul etmek zorundaydım. Bir daha asla Novice kucağıma zıplamayacak ve Lily beni aramayacaktı.
Vestiyerde duran anahtarlardan birini aldım ve kapıyı arkamdan sessizce kapatarak apartmana çıktım. Düz çatıya çıkan merdivenleri çıkarken gözyaşlarıma hâkim olmaya çalışıyordum. Merdivenlerin sonundaki ağır kapıyı zorla iterek açtım ve açık havaya çıktım. Hafif hafif yüzüme vuran ve saçlarımı uçuşturan rüzgâr kendimi iyi hissetmemi sağladı. Rüzgârı severdim, yağmuru da öyle. Sıcaktan yanmaktansa üşümeyi tercih ederdim. Rüzgârı dinlemeyi bırakıp ağır adımlarla tırabzanlara yürürdüm.
Burayı sabah keşfetmiştim. Roma’nın bir kısmını tepeden görebiliyordunuz. Gündüz de çok güzeldi. Ama gece… Harikaydı! Sokak lambalarının âdete gündüzmüşçesine aydınlattığı yerlerde toplanmış büyük turist grupları görebiliyordum. Babam, Ağustos ayında, Roma’da İtalyan’dan çok turist olduğunu söylemişti. Sokaklardaki kalabalık bunu doğruluyor gibiydi. Tabi bir hafta sonra okul açılacaktı ve İtalyanlar geri döneceklerdi.
Okul… Burada okula gitmenin nasıl olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Aslında buna pek kafa yormamıştım. Düşünmek bile canımı acıtıyordu. Yeni insanlar, yeni öğretmenler, yeni mekanlar… Bunları düşündükçe her türlü yenilikten nefret ediyordum. Aklımdan geçen onca düşüncenin arasında biri bile burada mutlu olabileceğimi söylemiyordu. Buraya ait değildim.
Bu konuda içimdeki tek umut babamın beni kaydettirdiği lisenin İngiliz Lisesi olmasıydı. Orada İngilizce eğitim veriliyordu. Zayıf İtalyancamla lafları ağzımda geveleyip durmayacağı için memnundum. Üstelik babam, kalabalık bir okul olmadığını söylemişti. Bu daha da iyiydi. Eski okulumda da toplam sekiz yüz kadar öğrenci vardı. Kalabalıktan hoşlanmazdım. O da hoşlanmadığım birçok şeyden sadece biriydi.

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode


En son diadem tarafından Paz Ekim 05, 2008 11:17 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Çarş. Ekim 01, 2008 5:20 pm

Bir anda, arkamdan buyduğum ince bir sesle olduğum yerde zıpladım.
“Ciao.” “Merhaba.”
Şaşkınlıkla sesin geldiği tarafa döndüm. Aslında söylediği şeyi anlayacak kadar İtalyanca biliyordum. Ama o kadar şaşırmıştım ki aval aval karşımdaki kızın suratına bakmakla yetindim. Benim ifademi görünce kızın kaşları çatıldı ve temkinli bir ifadeyle bana biraz yaklaştı.
“Sei okay?” “Sen iyi misin?”
Telaşla gözlerimdeki birkaç damla yaşı sildim. Cevap vermem gerekiyordu. Ama İtalyanca kelime haznem sıfırlanmış gibiydi. Bir anda, kızın yüzündeki şaşkınlık tatlı bir gülümsemeyle yer değiştirdi.
“Uğraşma zamanla öğrenirsin.”
Bunun üzerine daha da fazla şaşırmıştım. Tabi, eğer böyle bir şey mümkünse. Hala neye baktığını fark etmeyen gözlerle karşımdaki kıza bakıyordum. Birkaç dakikalık sessizliğin ardından, sonunda, kendimi biraz toparlayabildim ve aklıma gelen ilk soruyu sordum.
“İngilizce biliyor musun?”
İngilizce konuşan birinin, İngilizce biliyor olmasının muhtemel olduğunu hesaba katmamıştım.
“İngiliz’im.”
Şaşkın gözlerim kızın beyaz tenine, oradan da mavi gözlerine ve koyu sarı saçlarına kaydı. İtalyan olmadığı bir bakışta anlaşılabilirdi. Ne kadar da aptaldım! Kız, ben uzun süre konuşmayınca duruşunu değiştirdi ve elini uzattı.
“Sanırım ikimiz de yanlış başlangıç yaptık. Merhaba, ben Elise.”
Elimi uzattım ve bekleyen elini sıktım. Teni soğuktu.
“Elvira,” diye mırıldandım. Elimi sıkarken bana gülümsedi. Soğuk tenine rağmen gülümsemesi sıcacıktı.
“Tanıştığıma memnun oldum. Roma’ya hoş geldin!”
O kadar içten gülümsüyordu ki karşısında somurtmak imkânsızdı. Ben de ona hafifçe gülümsedim ve yine aklıma gelen ilk soruyu sordum.
“Yeni geldiğimi nereden anladın?”
Sorar sormaz bu sorunun saçmalığını anlamıştım. Buraya benden daha yabancı bir varlık bulmanın imkânsız olduğuna emindim. Ama artık çok geçti. Elise kaşlarını kaldırdı ve kafasını yana yatırdı. Gözlerinde ‘Nereden anlamış olabilirim?’ der gibi bir bakış vardı. Gülümseyerek sorumu değiştirdim.
“Tamam düzeltiyorum. İngiliz olduğumu nereden anladın?”
Onun aksine ben sarı saçlara ve boncuk gibi gözlere sahip değildim. Sıradan, açık kahverengi saçlarım ve aynı tonda gözlerim vardı. Tenim ise bembeyazdı. Bazen aynaya bakarken küçükken izlediğimiz çizgi filmlerdeki zombilere benzediğimi düşünürdüm. Bu arada Eliza omuzlarını silkti ve masum bir ifadeyle bana baktı.
“Anlamadım. Ama İngilizce ve İtalyancadan başka dil bilmiyorum.”
“Hmm…” aklıma söyleyecek başka bir şey gelmemişti. Bir süre daha, sessizce birbirimize baktıktan sonra, Elise yavaşça yanıma geldi. Tırabzanlara yaslandı ve tenhalaşmaya başlamış olan sokaklara baktı.
“Çok güzel değil mi?”
Sessizce başımı salladım. Hala şaşkınlıkla onu inceliyordum. O bana bakmadı ama başımı sallayışımı bir şekilde gördü. Bir süre daha sokaklardaki turistleri izledikten sonra mavi gözlerini bana çevirdi. Yakından görünce bu gözlerin güzelliğinden ağzım açık kalmıştı. Yeryüzündeki hiçbir maviye benzemeyen bir maviydi bu.
Benim şaşkın bakışlarım karşısında Elise tekrar kaşlarını çattı. Kollarını önünde birleştirerek güzel gözlerini benimkilere dikti.
“Sen iyi olduğuna emin misin?”
Gözlerimi kaçırdım. Gözlerinin hapsindeyken konuşmak çok zordu. Elise sabırsız bir mırıltı çıkarınca kendimi, cevap vermeye zorladım.
“İyiyim,” belli belirsiz mırıldandım. Elise anlayışsız bir şekilde gözlerini devirdi. Bunun üzerine ona daha normal bir cevap vermem gerektiğini anladım. İç çekerek tekrar ona baktım.
“Tamam, pekte iyi sayılmam. Buraya alışmak konusunda biraz sıkıntı yaşıyorum, hepsi bu.”
“Alışırsın. Başta ben de zorlanmıştım. Roma herkese kendini bir şekilde sevdirir.”
“Sen buraya ne zaman geldin?”
“Geçen sene. Daha önce New York’taydık.”
“İngiliz olduğunu sanıyordum.”
“Öyleyim. Ama sürekli gezeriz.”
“Neden?”
Bu sefer o gözlerini kaçırdı ve artık iyice boşalmış olan sokaklara baktı.
“Aslında bu biraz karışık…”
Sebebini anlayamasam da cevap vermekten kaçındığını anlayabilmiştim. Gözleri onu ele veriyordu. Tam ben bir soru daha sormak için ağzını açmışken Elise’in cebinden tanımadığım bir melodi yükseldi. Telefonu çalıyordu. Onu çıkardı ve arayanın kim olduğuna baktı. Sonra ret tuşuna bastı ve tekrar bana baktı.
“Özür dilerim. Abim arıyor. Eve gitmem lazım.”
Nedense bu çağrının tesadüf olduğuna inanasım gelmiyordu.
“Önemli değil.”
Kapıya doğru geri geri giderken bana tekrar gülümsedi.
“Seninle tanışmak güzeldi Elvira. Umarım sonra görüşürüz.”
“Umarım.”
Ve kapıdaki küçük aralıktan geçerek gözden kayboldu. Bu lanet şehirde gizemli bir tanıdığım olmuştu. Harika!
Saate baktım ve gecenin biri olduğunu gördüm. Eve inmek zorunda olduğumun farkındaydım. Annem evde olmadığımı fark ederse tüm apartmanı ayağa kaldırırdı. Roma’nın ışıltılı karanlığına son bir kez baktım. Ben kabul etsem de etmesem de artık evim burasıydı.

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Çarş. Ekim 01, 2008 7:40 pm

Gerçekten mükemmel olmuş. Harry Potter ve Gizemli Yüzük'ü de takip ediyorum ve çok beğeniyorum. Ama bu hikayenin ayrı bir havası var. En kısa zamanda devamını yazarsın umarım. Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Çarş. Ekim 01, 2008 9:40 pm

nagıhan demiş ki:
Gerçekten mükemmel olmuş. Harry Potter ve Gizemli Yüzük'ü de takip ediyorum ve çok beğeniyorum. Ama bu hikayenin ayrı bir havası var. En kısa zamanda devamını yazarsın umarım. Smile

sanal ortamdaki ilk yorumumu senden aldım çooooook teşekkürler Very Happy mutlu oluyorum biri yazdıklarımı beğenince yav Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Çarş. Ekim 01, 2008 10:43 pm

inanamıyorum ben bu forumdan korkmaya başladım Razz insanların bu kadar yetenekli olmasına alışkın değilim Very Happy

roma ya gittin mi? çok güzel anlatmışsn da onun için

gerçekten çok güzel ve farklı olmuş devamını sabırsızlıkla bekliyorum Wink
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Çarş. Ekim 01, 2008 10:47 pm

sLn demiş ki:
inanamıyorum ben bu forumdan korkmaya başladım Razz insanların bu kadar yetenekli olmasına alışkın değilim Very Happy

roma ya gittin mi? çok güzel anlatmışsn da onun için

gerçekten çok güzel ve farklı olmuş devamını sabırsızlıkla bekliyorum Wink

şımardım şimdi geek ben ve yetenek Shocked geek

evet gittim romaya ve gerçekten çok etkilendim başka bir yeri böyle anlatamazdım Smile

teşekkürler canım beğenmene sevindim yeni bölümde gelir bi aralar Smile

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Cuma Ekim 03, 2008 9:57 am

hikayeyi aşama aşama takip edip yorumda bulunuyordum zaten ama bir de buraya yazayım Smile ellerine sağlık çook güzel olmuş Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Cuma Ekim 03, 2008 8:33 pm

Didem n'apmışsın sen ya? Shocked Bayıldım. afro Bi' de kötü yazıyodun sözde.
İstiyorum devamını. Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   C.tesi Ekim 04, 2008 5:41 am

teşekkürler ikinizede Very Happy gelecek devamı inşallah Smile ben neymişim yav afro

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Paz Ekim 05, 2008 11:14 am

bu bölümü yazarken baya zorlandım kısa bir bölüm oldu dolayısıyla belki daha uzatabilirdim ama kesmem gerekti neyse herkese iyi okumalar Smile

Bölüm 1 – Part 2: Roma

Uzun bir gecenin ardından Roma’da güneş tekrar yükselirken ve beynimin bir tarafı artık eve inmem gerektiğinin farkındayken hala burada oturmaya devam ediyordum. Burayı seviyordum. Yedi yıldır sonsuz gibi gelen gecelerimi daha çekilir hale getiriyordu. Bu sonsuz gecelere henüz alışamamıştım. Ne diyebilirdim ki; henüz yeniydim. İçgüdülerime karşı koymaya çalışmak ve bunu yapamazsam olabilecekleri düşünmek korkutucuydu.
İçgüdüler… Bunlarla savaşmak… Zordu. Dayanılmaz… ve zor. Bazen ne olduğumu kabul edemiyordum. Ama bunda kaçmanın imkânsız olduğunun da farkındaydım. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Güçlü bir bedende güçsüz bir ruh taşıyordum.
Arka taraftan gelen gıcırdama sesi bana ziyaretçim olduğunu bildirdi. Kimin geldiğini bilmek için bakmama gerek yoktu. Onu yürüyüşünün sessizliğinden tanıyabilirdim. Tabi bir de günün bu saatinde bizden başka kimse buraya gelmezdi. İnsanlar uyurlardı.
“Cedric.”
Elise… Benim sevecen, güzel ve şanslı kız kardeşim. O her ne kadar farkında olmasa da kesinlikle şanslıydı. Benim gibi bir canavara dönüşmediği için… şanslıydı.
“Gece boyunca burada mıydın sen yine?” dedi. Tabi bunun farkında değildi. Az da olsa o da uyuyabilirdi. Bazen beş saatten fazla uyuyamadığı için şikâyet ederdi. O kadar uyku için her şeyimi vermeye razı olduğumun farkında değildi.
“Gece yapacak başka ne var ki?”
Elise iç çekerek yanıma oturdu. Artık benim ters cevaplarıma alışmıştı. Beni anlamadığını biliyordum. O asla benim gibi olmamıştı.
“Dün gece buraya yeni taşınan kızla tanıştım.”
Dikkatimi dağıtmak için sıradan şeylerden bahsetmeye çalışıyordu. Onun bu çabasını boşa çıkarmamak için sıradan bir cevap vermeye çalıştım.
“Kim taşındı oraya.”
“Tek çocuklu bir aile. Kızları bizim yaşlarımızda. Çok tatlı biri.”
“O kadar tatlıysa benden uzak dursun. Eminim yaşamak istiyordur.”
Elise yine iç çekti. Patlamak üzere olduğunu fark etmiştim. Ama bunu durdurmak için hiçbir şey yapmadım.
“Cedric lütfen! Buna alışmanın zor olduğunu biliyorum. Ama lütfen bunu hem kendin hem de bizim için daha zor hale getirme. Her geçen gün eski Cedric’i daha çok özlüyorum.”
“Emin ol eskisi gibi olmayı ben de özlüyorum. Sen bunun ne kadar zor olduğunu bilemezsin. Sokakta yürürken sakar bir insan bir yerini yaralarsa diye korkmanın ne olduğunu bilemezsin. Uyuyamamanın, yemek yiyememenin, ne yaparsan yap incinememenin ne demek olduğunu bilemezsin.”
“Tamam, haklısın.” Alttan almaya çalışıyordu. “Bu söylediklerini anlayamayabilirim. Ama kendini insanlardan ve en önemlisi bizden soyutlayarak buna alışamazsın.”
“Elise ben buna asla alışamam tamam mı? Ben bir canavarım---”
“Kendine böyle söyleme. Annem ve babama bak. Onlar---”
“Onlar ne? Onlar alışabilmiş mi? Onlar insan gibi mi? Tanrı aşkına, Elise onlar yıllardır böyleler. Sadece yedi yıl, bitmek bilmez yedi yıl. Sence bu alışmak için yeterli mi?”
“Bana bağırmayı kes!”
İrkilerek geri çekildim. Bağırdığımı fark etmemiştim. Yine kendimi kaybetmiştim. Bu son zamanlarda çok sık oluyordu. Ve kendime geldiğimde Elise’i kırdığım için kendimden daha da nefret ediyordum.
Ama Elise anlayışlıydı. Benim bu krizlerimi çoğunlukla durdurmayı başarıyordu. Şimdi ki gibi… Benim sakinleştiğimi görünce “Hadi eve inelim,” dedi. Beni kolumdan çekerek tek hamlede ayağa kalktı. Ben de kolumu serbest bırakmasını sağladım ve elini tutup ayağa kalktım. Yavaşça merdivenlerden aşağı indik.
Elise zile basarken gözlerim karşı dairenin kapısına takıldı. Elise’in bahsettiği yeni komşularımız iki gün önce taşınmışlardı. Önceden o dairede yaşlı bir çift oturuyordu. Adamın sağlığı bozulunca Bolonya’da ki çocuklarının yanına taşındılar. Şimdi ise yeni bir çift... Üstelik bir de kızları vardı. İçimden bizim karşımızdaki daireye taşınmak gibi bir talihsizlik başlarına geldiği için onlara acıdım.
Kapı açıldığını Elise beni içeri çekince fark ettim. Biz içeri girerken annem endişeyle beni izliyordu. Artık bu bakışlara alışmıştım. Elise’e bağırışımı duymuş olmalıydı. Aslında çok fazla bağırdığım söylenemezdi ama bizim türümüzün kulakları keskindi. Annemin bakışlarına aldırmadan içeri girdim ve evde gerçekten yalnız kalabildiğim tek yer olan odama yöneldim. Fakat babamın mutfaktan gelen sesi beni durdurdu.
“Cedric buraya gelir misin?”
Bunu sorar gibi söylemesi çok saçmaydı. Sanki seçme şansım vardı! Onların neden mutfakta oturduklarını anlayamasam da mutfağa yöneldim. Sanki yemek yiyebileceklerdi! Mutfak sadece Elise içindi. Başka hiçbir işe yaramıyordu. Hatta oraya girdiğim ender zamanlarda bana ne olduğumu daha iyi hatırlatıyordu.
Masanın başında oturan babamın karşısına otururken ona umursamaz bir bakış attım. Bu bakışımdan biraz sonra söyleyeceklerinin hiç birinin bende bir etkisi olmayacağı açıkça anlaşılıyordu. Yine de her gün duyduğum konuşmayı tekrar duymamayı umarak dinlemeye başladım. Tabi ki işe yaramadı!
“Cedric lütfen kendine gel!”
Cevap vermedim. İşte yine başlıyordu. Gözlerimi kaçırdım ve bakışlarımı tezgâhın üzerinde duran küçük saksıda ki kırmızı karanfile odakladım. Elise’in en sevdiği renk. Kırmızı… Kan rengi… Babam tekrar konuşmaya başlarken onu doğru düzgün dinlemesem de ne dediğinin farkındaydım.
“Cedric lütfen kendine, bize ve özellikle de kız kardeşine işkence yapmaktan vazgeç!”
“Ben kimseye işkence filan etmiyorum.”
Yine sinirlenmiştim. Artık bunu kontrol etmeye çalışmam gerektiğini biliyordum. Ama şimdi bunun sırası değildi. Bu arada babam pes etmemişti.
“Bundan emin misin? Sen ona bağırdığın zaman Elise’in ne kadar kırıldığının farkında değil misin? Seni buraya alıştırmak için o kadar uğraşan annenin, çabalarının sonuçsuz kaldığını gördüğünde yaşadığı hayal kırıklığını göremeyecek kadar kör müsün?”
Gözlerimi tekrar ona çevirdim. Bakışları ciddiydi. Evet, Elise’i ve annemi kırdığımın farkındaydım. Ama onlarında beni anlamaya çalışmaları gerekiyordu. Ben cevap vermeyince babam devam etti.
“Bak, eğer bu New York’ta olan şey yüzündense artık bunu kafana takmaktan vazgeç. Olan oldu. Sen şu an bir geçiş dönemindesin. Bu dönemlerde hepimiz böyle şeyler yapabiliriz. Bu bizim türümüz için… normal.”
“Normal mi? Normal anlayışın bu mu? Hanginizin başına yeniyken böyle şeyler geldi. Hanginiz alışmakta bu kadar zorlandınız? Söyler misin hanginiz?”
“Benim başıma gelmişti. Dönüşümümden beş yıl sonra.”
Şaşkınlıktan ne diyeceğimi şaşırmıştım. Kocaman açılmış gözlerle ona baktım. Her zaman çok dayanıklı gibi görünen birinin, bir zamanlar içgüdülerine yenildiğini duymak hayret vericiydi.
“Kimdi?”
Sorumun üzerine biraz durakladı. Doğru kelimeleri seçmeye çalışıyor gibiydi. Ben daha fazla dayanamayarak üsteledim.
“Tanıdığın biri miydi?”
“Evet. En yakın arkadaşımdı.”
“Nasıl oldu?”
Derin bir nefes aldı. “Söylediğim gibi. Dönüşeli beş yıl olmuştu. Ben de --- senin gibi --- bir çeşit… ergenlik dönemi geçirdim. Ne olduğumu kabul etmekten kaçıyordum. İnsan gibi davranıyor ve en önemlisi de onlar gibi beslenmeye çalışıyordum.”
“Buna dayanmanın nasıl zor olduğunu bilemezsin. İçgüdülerimle savaştıkça daha vahşi bir canavara dönüşüyordum.”
“Charles o zaman bulunduğum yerde ki kapı komşumdu. İçine kapanık biriydi ve Brezilya’da kimseyi tanımıyordu. Hayatından kaçıp oraya yerleşmişti. Onunla iyi anlaşmıştık. Çünkü ben de onun gibiydim. Yani içime kapanıktım, ortama yabancıydım ve hayatımdan kaçıyordum.”
“Benim insan gibi beslenmeye çalıştığım dönemde, bendeki garipliklerin sebebini anlayamaz olmuştu. Önce gözlerimdeki renk değişikliğini fark etti. Daha sonra hareketlerimdeki vahşiliği… Ve benim doğayı sevdiğimi düşünerek beni ormana yürüyüşe götürdü.”
“Nereye gittiğimizi bilsem asla kabul etmezdim. Ama bana sürpriz yaptı. Kendi sonunu hazırlamakta olduğunu bilse eminim yapmazdı.”
“Başta dayanabildim. Yürürken o konuşuyordu ve beni neşelendirmeye çalışıyordu. Ama ben onu dinlemiyordum bile. Dikkatlice kendime engel olmaya çalışıyordum. Bir kilometre kadar sonra bir dal Charles’ın kafasına hafifçe sürtündü. Küçük bir sıyrıktı. Ama kanamaya başladı.”
“Kendime geldiğimde her yerim kan içindeydi. Başta ne olduğunu anlayamadım. Ama artık susamış hissetmediğimi fark ettim. Ayağa kalktım ve onu gördüm. Yerde yatıyordu. Bembeyaz olmasa uyuduğu düşünülebilirdi çünkü kanayan bir yarası yoktu. Bunu yaptığıma inanamadım. Etrafta hayvan cesedi aradım. Ama acı gerçeği kabul etmek zorundaydım. O artı yaşamıyordu ve bunu ben yapmıştım.”
Hikâyesini bitirdiğinde, ağzım bir karış açık, bakakalmıştım. Bunu daha önce hiç anlatmamıştı. Onun da bir zamanlar içgüdülerine karşı koyamayacak kadar zayıf olması inanılamayacak kadar imkânsızdı.
Babam her zaman Elise ve bana yardımcı olmuştu. Üstelik annemi de o dönüştürmüştü. Ama bir zamanlar o da… benim gibiydi.
Konuşmadığımı görünce tekrar derin bir nefes aldı ve gözlerini benimkilere dikti.
“Sence bu, kardeşinin ya da annenin kalbini kırmak için yeterli bir sebep mi?”
O sırada bugünkü konuşmamızın öncekilerden ne kadar farklı olduğunu fark ettim. İlk kez ona hak veriyordum. Daha dayanıklı olmam gerekirdi. Bunu yapabileceğimi biliyordum. Buna dayanacak kadar güçlüydüm. Ben gerçek bir vampirdim. Ve bunun geri dönüşü yoktu. Asla da olmayacaktı.

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Paz Ekim 05, 2008 12:22 pm

süper olmuş hiç de zorlanmışsn gibi görünmüyor Very Happy
bi daha ki bölümü sabırsızlıkla bekliyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Paz Ekim 05, 2008 12:24 pm

ah bu bölümü yazarken okulda psikopata bağladım Very Happy en sonunda merdivenin tepesine oturdum gelen geçen bana bakarken yazdım Very Happy
teşekkürler beğenmene sevindim Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Paz Ekim 05, 2008 1:20 pm

Mükemmel olmuş Cedric ha? Süper. lol!
Ne kadar güzel desem de yetersiz kalır.
O yüzden boşuna parmaklarımı yormicam.
Sabırsızlıkla devamını bekliyorm. Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Paz Ekim 05, 2008 2:11 pm

çok teşekkür ederim beğenmene sevindim Very Happy
evet cedric ama robert'la ya da hp ile alakası yok agatha christie'nin bi kitabını açtım önüme gelen ik ismi kullandım Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Paz Ekim 05, 2008 2:18 pm

O da iyiymiş. Bende HP hikayemdeki bi profesörün adını öyle bulmuştum. lol!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Ptsi Ekim 06, 2008 10:28 am

Cedric. Uu beybi. afro Müthiş Cool
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   Cuma Ekim 10, 2008 2:55 am

Bahar öldüm yorumuna lol!

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Rome Night --- Roma Gecesi - Bölüm 1 - Part 2
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Fate/Stay Night OST !
» Haziran Gecesi Videolar
» Beta "Berk Bayındır"( Skeç ) Vatandaşa Sorduk Part 1
» REC 2

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilighters in Turkey :: Kültür-Sanat :: Yazı Çalışmalarımız :: Çalışmalarımız buraya!-
Buraya geçin: