Twilight Turkiye Fan Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Harry Potter ve Karanlığın Ordusu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Harry Potter ve Karanlığın Ordusu   Ptsi Ağus. 25, 2008 4:33 pm

bu hikayem Harry potterla alakalı olup serinin 5. kitabından sonrası için yazılmıştır Wink
bu arada içinde twilightta geçmekte Wink

Bölüm 1: Boş mektup

Kuraklık iyice hâkim olmuştu ve su kesintileri başlamıştı. Televizyonlar sürekli suların çok idareli kullanılması gerektiğini söylüyordu ve insanları bu konuda titizliğe çağırıyordu. Galiba bu konuda en çok titizlik gösterenlerde Privet Drive’de dört numaralı evin sakinleriydi.
Harry yatağına uzanmış, gözlerini kapatmış bir şekilde yaz tatilinin başından beri olanları düşünüyordu. Evde tam bir hapis hayatı yaşıyordu. Su konusunda çok dikkatli davranan Dursleyler ellerinden gelse Harry’ye su içirmeyeceklerdi. Sadece su konusunda da değildi Vernon enişte Harry’yi sokağa atmak için yanıp tutuşuyordu. Ama hiçbir şey yapamıyorlardı çünkü yazın başında istasyonda Moody tarafından “kibarca” uyarılmışlardı. Bu uyarma Dursley ailesi için yetmişti ve artık Harry’ye hiçbir şey söylemiyorlardı. Hatta sürekli gelip giden baykuşlarına bile susuyorlardı. Bazı özel olaylar dışında tabii. Bir keresinde tam da yemek yerken açık olan pencereden içeri hızla bir baykuş süzülmüştü ve o hızla Vernon eniştenin kafasına çarpmıştı. Bu beklenmedik olay karşısında Petunia teyze büyük bir ah koparmış Vernon enişte ise de mora yakın bir renge bürünmüştü. Dudley elindeki büyük bir pastayla olaydan habersiz gibi görünüyordu. Vernon enişte sert bir şekilde Harry’ye döndü ama Harry mükemmel bir zamanlamayla baykuşu yerden alarak hemen odasına koştu. Aşağıda Vernon eniştenin bağırışlarını duyabiliyordu.
Harry odaya geldiğinde heyecan içinde mektubu baykuşun ayağından aldı. Birkaç gün önce Ron’a bir mektup göndermişti ve henüz cevabı gelmemişti bu mektubun Ron’dan gelen gecikmeli cevap olduğunu düşünüyordu ama mektubu açtığında çok şaşırmıştı mektup boştu. Harry mektubu iki üç defa çevirdi ama hiçbir yazı yoktu.
Bu anılar zihninde canlanırken birden duyduğu ses karşısında irkildi. Ses aşağıdan geliyordu ama Dursleylerin hepsinin yataklarında olduğundan emindi Vernon eniştenin horultusu hâlâ duvarları delercesine devam ediyordu. Harry eline asasını aldıktan sonra sessizce aşağıya indi. Işığı açmak istemiyordu çünkü oradaki her neyse onun kaçmasından korkuyordu. Gerçi tıkırtı kesilmişti ama ses sahibinin hâlâ orada olduğuna dair bir hisse kapıldı Harry.
Yavaşça tüm odaları gezdi ama beklediği şeyi bulamadı, gerçi ne beklediğini de bilmiyordu şimdi bir tek mutfak kalmıştı. İçine bir korku dolan Harry “ Voldemort’la kaç kez karşı karşıya geldin ve kurtuldun buradaki en fazla ne olabilir ki yine Voldemort olamaz değil mi?” diyerek kendine cesaret verdi. Sihir yapmasını gerektiren bir durum olmamasını diliyordu çünkü geçen seneki olayları tekrar yaşamaya hiç niyeti yoktu. Sessizce mutfağa girdi, mutfak da diğer odalar gibi son derece sessizdi ama hafif bir esinti vardı. Harry bu soğukluğun açık pencerelerden birinden gelen rüzgâr olduğuna karar verdi. Biraz bakındıktan sonra orada mutfağa ait olmayan bir şeyin bulunmadığını anladı. Belki bir kediydi ya da fare. Bir an boşuna heyecanlandığını düşündü ve tam çıkmak üzereyken gözüne bir şey çarptı. Bir süre dikkatlice baktı ama onun nasıl olduğunu ve ne anlama geldiğini çıkaramadı.
Mutfak camı yazın ortasında donmuş ve üzerinde oluşan buğuya bir yazı yazılmıştı “Tüm gücünüz bu mu? Bulanıklardan sonra...” Harry yaklaşık çeyrek saat yazıya baktı. Ona göre hiçbir anlamı yoktu hiçbir şey ifade etmiyordu. Galiba birisi buraya gelmiş yani cisimlenmiş ve bunu yazmaya başlamış sonrada ses çıkarınca yakalanma korkusuyla yazıyı tamamlamadan tekrar cisimlenmişti. Ama söylemek istediği neydi? Kimin gücünden bahsediyordu? Harry kafasındaki bu sorularla savaşırken birden cam erimeye ve üzerindeki yazıda kaybolmaya başladı.
Tamamen kaybolduktan sonra Harry aklı karışmış bir halde yukarı çıktı. Aşağıda bir sessizlik hâkimken yukarıda Vernon eniştenin horultusu her yeri dolduruyordu. Odasına girdi ve kapıyı kapattı. Aklında çok fazla soru vardı. Bir an gözüne yatağında durmakta olan bir baykuş belirdi. Bu baykuş gerçek miydi yoksa kafası iyice karışan Harry’nin bir hayal ürünü müydü? Aradan geçen birkaç dakika sonra baykuşun sinirli bir şekilde ötmesiyle Harry onun bir hayal ürünü olmadığını anladı ve hemen baykuşun yanına gitti. Baykuşun ayağında bir mektup vardı ve sinirli gözlerle Harry’ye bakıyordu.
Harry baykuştan mektubu aldıktan sonra baykuş tuhaf bir şekilde öttü ve Hedwig’in kafesine girip su içmeye başladı.
Ron’dan hâlâ bir mektup gelmemişti belki bu mektup ondan geliyordu. Harry yine heyecanla mektubu açtı ama bir anda umutları kayboldu. Mektup yine boştu. Bu neydi ve kim gönderiyordu? Yoksa Ron son zamanlarda olan olaylardan hoş bir espri mi çıkarmak istemişti? Boş mektup yolla kafası karışsın… Hatta belki de Fred ve George’u da bu şakaya sokmuştu. Ne de olsa Fred ve George geçen sene cisimlenme sınavından geçmişlerdi. Harry’nin teyzesinin evine gir ve onu şüphelendirecek bir yazı bırak ardından bir boş mektup daha yolla kafası iyice karışsın…
Hah! Ne komik diye düşündü Harry Fred ve George’dan belki olabilirdi ama Ron’dan bunu beklemezdi. Peki ya Hermione hiç engel olmamış mıydı? Belki de şimdi kendisine gülüyorlardı. Harry yine sinirlenmişti. Yoksa saçmalıyor muydu? Ama olanların başka bir açıklaması gelmiyordu aklına… Bu düşünceler içindeyken Harry baykuşun hâlâ kafeste olduğunu fark etti ve aklına bir şey geldi. Hemen eline bir kalem aldı bu baykuşun geri sahibine yani boş mektup yollayan kişiye (belki de Ron’a) döneceğini biliyordu ve boş parşömene birkaç şey yazdı. Çok kısa olmuştu ama aklındaki soruların hepsini yazmaya kalksa parşömen yetmezdi bu yüzden en acil olan soruları yazdı: “Kimsin ve ne istiyorsun?” Baykuşu kafesten çıkardıktı galiba baykuşun siniri hâlâ geçmemişti. Harry mektubu ayağına bağlarken zorluk çıkardı.
Harry mektubu bağladıktan sonra onu bıraktı ve pencereden uzaklaşmasını izledi. Yaklaşık 10 gün önce Hedwig’i de aynı şekilde yollamıştı ama hâlâ ondan haber yoktu tabii bay esprili Ron’dan da…
Baykuş gittikten sonra Harry kendini yatağa attı Ron ve diğerleri nasıl bu kadar acımasız olabilmişti? Özelliklede Harry’nin bu günlerinde… Sirius’u kaybettikten sonra! Evet, Sirius’u kaybetmişti. Kendisine en yakın olan kişiyi! Hâlâ inanamasa da kaybetmişti. Harry bu düşünceden kendini kurtarmaya çalıştı ama yine de bir daha gördüğü rüyalara inanmamaya karar vermişti. Yazın başından beri görmüyordu zaten belki de Voldemort kehanet gittikten sonra onunla ilgilenmeyi bırakmıştı ne de olsa kehaneti bilmiyordu.
Böyle düşüncelerdeyken Harry’nin birden zıplamasına neden olacak bir olay yaşandı bir gece için 3 sürpriz fazlaydı ama Harry’nin az önce gönderdiği baykuş geri dönmüştü. Harry hemen baykuşun ayağından mektubu aldı. Bu kadar hızlı cevap beklemiyordu. Parşömenin arka tarafına kötü bir el yazısıyla bir şeyler yazılmıştı ama yazılanlar Harry’nin sorduğu soruları cevaplamıyordu.
Kim olduğumun bir önemi yok ne istediğimin de. Sadece merak ediyorum da gerçekten tüm gücünüz bu mu? Önce bulanıklar şimdi yeniler...
Yok, artık bu olay Ron’un basit bir şakası olamazdı. Harry o an anladı ki boş mektupları gönderen kişi yaklaşık bir saat önce aşağıda mutfaktaydı ve bu kişi kesinlikle bir dost değildi. Aynı zamanda mektubuna bu kadar kısa sürede cevap verdiğine göre yakınlarda bir yerdeydi. Sonradan Harry’nin aklına bir şey geldi bu belirsiz kişinin yakınlarda olmasının bir önemi yoktu çünkü Yoldaşlık mutlaka kendisini izlemesi için birilerini gönderiyordu. Harry bir an o kişinin Mundungus olmamasını diledi. Ama Harry’nin düşünmesi gereken başka şeyler de vardı “önce bulanıklar şimdi yeniler” Yeniler ne anlama geliyordu? Yoksa Hagrid sonunda devleri ikna edebilmiş miydi?...
Bu sorular içerisinde Harry sabah olduğunu fark etti tüm gece hiç uyumamıştı ve kafası fazlasıyla karışmıştı bu yüzden çok yorgundu. Hemen gözlerini kapattı ve uykuya daldı. Karanlık bir yerdeydi kapkaranlık… Hiçbir şey göremiyordu. Kafasını diğer taraflara çevirdi ama hiçbir yerde bir ışık belirtisi yoktu. Ortamın nemli bir havası vardı biraz da soğuktu. Birden Harry asasının yanında olduğunu fark etti ve asasını çıkarıp fısıldadı Lumos. Asadan çıkan ışık bir insan figürünü aydınlattı. Bir erkek. Harry karşısındaki erkeğe çok dikkatli baktı muhteşem bir fiziği ve muhteşem bir yüzü vardı. Yüzü çok büyük bir uyum içindeydi ağzı, burnu, gözleri… Hayır, gözlerinde normal olmayan bir şey vardı. Gözleri siyahtı; simsiyah… Başka hiçbir renge yer vermeyecek kadar siyah. Gözlerini dikmiş Harry’ye bakıyordu. Sonra birden bir çığlık duyuldu insan çığlığına benzemiyordu. Harry onun ne olduğunu bulmaya çalıştı ama bilmiyordu emin olduğu tek şey o sesin bir insandan gelmediğiydi. Bir hayvandan olabilir mi? Evet bu bir hayvan çığlığıydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Harry Potter ve Karanlığın Ordusu   Ptsi Ağus. 25, 2008 4:33 pm

Harry alnındaki acıyla yerinden fırladı.. Uyanmıştı. Bir müddet gözleri açık halde yatakta uzanmaya devam etti ve az önce gördüğü rüyayı düşünmeye başladı. Acaba geçen seneki gibi orada Voldemort olarak mı bulunmuştu? Ama Lumos diye fısıldadığında kendi sesine sahip olduğundan emindi. Peki ya karşısındaki gördüğü o muhteşem erkek kimdi? Harry daha önce hiç öyle harika hatlara sahip olan bir insan tanımamıştı. Belki de insan değildi? Ama insan olduğundan da emindi nefes almasa bile karşısında bir insan vardı ve kendisine bakıyordu. Harry’nin daha önce hiç görmediği gözlerle kendisine bakıyordu. Harry o gözlerde sevgi olmadığını görmüştü ama nefrette yoktu Harry’nin o gözlerde görebildiği tek şey açlıktı. Sonra elini yara izine götürdü onun acısıyla uyanmıştı ama şimdi hiçbir şey hissetmiyordu.
Harry bu düşüncelere öylesine dalmıştı ki aşağıdan gelen bir iniltiyle irkildi. Petunia teyze bir hayvanınkine benzer boğuk sesler çıkarıyordu ve ardından Harry kendi adını duydu “HAAARRYY POOTTEEER” Vernon enişteden gelen bu ses pek de iyiye işaret değildi.
Harry mutfağa girdiğinde içeride cenaze evindeki gibi bir hava vardı. Dudley ilgisiz bir şekilde yere bakıyordu ve Petunia teyze Dudley’nin baktığı yerin yanında diz çökmüş şekilde boğuk sesler çıkarmaya devam ediyordu. Harry’nin mutfağa geldiğini tek fark eden Vernon enişte gibi görünüyordu. Vernon enişte sinirden kızarmış bir şekilde Harry’ye bakıyordu ve bir eliyle de yerdeki bir şeyi işaret ediyordu. “BU NE?” diye kükredi. İşte o zaman Harry Petunia teyzenin geçen sene üye olduğu Çalışkan Ev hanımları Derneğinden aldığı eski Yunan tanrılarına benzeyen heykel şeklindeki Yılın En Çalışkan Ev Hanımı ödülünün paramparça olmuş bir halde yerde durduğunu gördü. Kendisine yönlendirilen suçlamayı fark ederek “Ben yapmadım” dedi. Vernon enişte pek tatmin olmuş görünmüyordu.
“Kim yaptı o zaman”
“Bilmiyorum”
Petunia teyze Harry’nin varlığının yeni farkına varmış gibi gözlerini Harry’ye çevirdi. “Bu evde tuhaf davranışları olan ve sürekli olay çıkaran bir tek sensin. Bunu sen yaptın biliyorum. Tıpkı annen gibisin. Kimse onun kötü ve işe yaramaz olduğunu görmek istemiyordu ama ben görüyorum ikinizde öylesiniz.”
Harry Petunia teyzenin gözlerindeki nefreti görebiliyordu. Özellikle annesinden bahsederken sanki umutsuz bir vakadan bahsediyormuş gibi yüzünü buruşturmuştu. Petunia teyze Harry’yle konuşmasını bitirdikten sonra tekrar parçalara dönmüş ve yeniden inlemeye başlamışı. Harry’nin varlığını unutmuş gibiydi. Dudley ise annesinin konuşması boyunca nefretle Harry’ye bakmıştı Harry’nin azarlanması her zaman onun hoşuna giderdi şimdiyse o da annesi gibi yerdeki parçalara bakıyordu.
Vernon enişte sonunda yerdeki parçaları işaret etmeyi bırakmış ve Harry’nin üzerine doğru yürümüştü “Eğer bugüne kadar bu evde kalabilmişsen ve bizde senin tüm anormal davranışlarına katlanabilmişsek bu bizim yardım sever ve şerefli bir aile olmamızdan kaynaklanıyor.” Aslında oradaki herkes bunun gerçek sebebinin alınan tehditler olduğunu biliyordu. Vernon enişte elini havaya kaldırmıştı “Eğer kendin gibi anormal dostlarına güveniyorsan-” Şak
İçeriden gelen ses karşısında Petunia teyze bile iniltiyi kesmiş ve sesin geldiği tarafa dönmüştü. Birkaç dakikalık sessizlikten sonra oturma odasından birisi konuşmaya başladı.
“Burada kimse yok.”
“Belki hâlâ uyuyorlardır.”
“Ah şu Mugglelar ne kadar da tembel oluyorlar. Neyse işimiz kolaylaştı. Harry’i alıp gidelim bilgilendirmek içinde mektup bırakırız.”
İki ses sahibi mutfak kapısına doğru geldiklerinde Petunia teyze tiz bir çığlık attı. Dudley hayalet görmüş gibi bembeyaz oldu ve hemen elleriyle arka tarafını güvence altına aldı. Vernon eniştenin az önce kırmızı olan yüzü şimdi mor olmuştu. Kapıdaki iki adamı gördüğü için sevinen bir tek Harry’ydi.
Moody mutfak kapısında durmuş ve Vernon enişteye öldürecekmiş gibi bakıyordu. Vernon enişte az önce Harry’ye harika bir tokat atmak için elini havaya kaldırdığını ve elinin hâlâ havada olduğunu fark etti ve pozisyonunu değiştirdi. Sessizliği bozan Lupin oldu. “Naber Harry? Seni götürmeye geldik.”
Harry’nin içini bir anda bir sevinç dalgası kapladı. Privet Drive’dan ayrılmak muhteşem bir fikirdi. Sonra Harry Moody ve Lupin’in ellerine baktı, süpürgeleri yoktu hem olsa bile gündüz vakti uçmaları imkânsızdı. Bir an umutlanarak “Cisimlenecek miyiz” diye sordu. Bunun en az gündüz vakti uçmak kadar imkânsız olduğunu biliyordu ama ağzından çıkmıştı bir kere. Moody şüpheyle Harry’ye bakarak “Sen bunun için küçüksün evlat. Birazdan Mr. Weasley arabayla buraya gelecek, ben o şeye binmeye dayanamadığım için buraya cisimlenerek geldim ve Lupin de bana eşlik etti.” dedi.
“Hadi Harry sen eşyalarını topla” dedi Lupin.
Harry heyecanla yukarı çıktı. Dağınık olan eşyalarını sandığına fırlatmaya başladı. Eğer Tonks burada olsaydı bu işlemin daha kolay olacağını düşündü. Toparlanma işlemi bittikten sonra nefes nefese kalmıştı. Hâlâ boş olan Hedwig’in kafesini de aldı ve odasından çıktı. O kadar hızlı hazırlanmıştı ki aşağıya indiğinde herkesi bıraktığı gibi buldu kimse hareket etmemiş gibi görünüyordu. Moody ve Lupin’e sandığını göstererek “Hazırım” dedi “İçeri oturalım mı” Lupin olur anlamında kafasını salladıktan sonra oturma odasına yönelmişlerdi ki Moody birden asasını çıkarttı ve mutfağa doğrulttu.
Bu ani hareket karşısında Vernon enişte Dudley’ye doğru atılarak onun önüne geçti ve kocaman bedenini oğluna siper etti. Savunmasız duran Petunia teyze “yapma” der gibi gözlerini açmış kafasını iki yana sallıyordu. Harry bir an Moody’nin de Hadrig gibi Dursleylerden birine zarar vereceğini düşünerek heyecanlanmıştı ama Moody reparo diye haykırınca umutları kayboldu. Bu büyünün anlamını bilmeyen Dursleyler gözlerini kapatmış sonlarını bekliyorlardı.
Yerdeki heykel parçaları hızla birbirine yapıştı. Eski yunan tanrılarına benzeyen heykel öncekinden sağlam görünüyordu. Hâlâ kafasını iki yana sallamaya devam eden Petunia teyze gözlerini açtı ve ödülünün sapasağlam önünde olduğunu görünce coşkulu bir kahkaha attı.
Oturma odasına geçildiğinde Dursleyler sıkışarak da olsa aynı koltuğa oturmuşlardı. Büyücüler tarafından rehin alınmış gibi davranıyorlardı. Deli-Gözün normal gözü Dursleyler üzerinde sabitlenmişken diğer gözü yavaşça etrafı tarıyordu. “Güzel ev, ama Harry’nin odası biraz küçük görünüyor.” Moody bunu biraz tehdit edercesine söylemişti ama Harry odasından bir şikayeti yoktu kendisine yetiyordu.
Uzun süren bir sessizlikten sonra evin önüne bir arabanın park ettiğini duydular. Duymamaları mümkün değildi çünkü araba ani bir frenle durmuş ve bir şeylere çarpıp yere devirmişti. Harry, Petunia teyzenin bu kadar dikkat çeken bir arabanın evlerinin önünde durmasına komşuların ne diyeceğini düşündüğünden emindi. Harry, Lupin ve Moody gitmek için ayağa kalktıklarında birden Mr. Weasley odanın ortasında belirdi.
Bir anda Mr. Weasley’yi görünce Petunia teyze korkuyla geriye sıçradı ve Dudley dilini uzatıp kontrol etti. Harry; Dudley’nin, Fred’in “yanlışlıkla” düşürdüğü şekerlemeyi yedikten sonra başına gelenlerden dolayı çok sevmesine rağmen bir daha şekerleme yemediğini biliyordu hatta ne zaman bir şekerleme görse heveslenip saldırıyor ama sonradan dilini uzatıp kontrol ediyor ve şekerlemeyi yerine koyuyordu. Vernon eniştenin henüz normale dönmeye başlayan yüz rengi tekrardan mor bir hal almıştı ve büyüyen gözleri az önce odanın ortasında beliren Mr. Weasley ve şömine arasında gidip geliyordu.
Mr. Weasley neşeli bir sesle “Herkese merhaba arabayı kapının önüne park ettim.” dedi. Gözlerinde hafif bir suçluluk duygusu vardı Harry bunun az önce devirdiği çöp bidonundan kaynaklandığını düşünüyordu.
“Her şey hazırsa gidebiliriz.” Harry hızlıca sandığını ve kafesi eline aldı. Mr. Weasley ile birlikte kapıya doğru yönelmişlerdi ki Mr. Weasley birden durdu ve Dursleylere doğru döndü. “Bir şey unutmadınız mı? Harry’yi bir daha ki yaza kadar göremeyeceksiniz.” dedi.
Petunia teyze hiç içten olmayan bir sesle “Hoşça kal” dedi. Lupin ve Moody de aynı anda “Görüşürüz Harry” dediler ve birden yok oldular.
Arabaya bindiklerinde yüzünde Mr. Weasley mahcup bir ifadeyle “Araba sürmek konusunda pekiyi değilim yeni yeni öğreniyorum.” dedi sonra gülümseyerek “Benimle yolculuğa çıkmaya hazır mısın?” diye sordu ve göz kırparak arabayı çalıştırdı. Araba sokağın sonuna gelinceye kadar Harry arkasında uzaklaşan Privet Driver’a baktı. Evet Mr. Weasley’nin iyi bir sürücü olduğu pek söylenemezdi ama Privet Drive’dan uzaklaştığı için Harry’ye göre bunun bir önemi yoktu.
İnsanların olmadığı bir bölgeye geldiklerinde Mr. Weasley bir düğmeye bastı ve araba havalanmaya başladı. Biraz sonra gökyüzünde uçuyorlardı. Yolculuk boyunca Harry dışarıyı incelemişti. Bir kez daha bu yollardan geçmişti ama o zaman hem geceydi hem de yanında Ron olduğu için dışarıyla pek ilgilenmemişti. Sessizliği Mr. Weasley bozdu.“Yaz tatilin nasıldı Harry?” Harry’ye göre bu soru çok anlamsızdı çünkü Privet Drive’da geçen zaman asla güzel olmazdı ama yalan söyleyerek “İyiydi” dedi.
“Teyzenin ödülünü neden kırdın?” Harry bu soru karşısında şaşırmıştı çünkü olay sırasında Mr. Weasley orada değildi. Hem heykeli Harry kırmamıştı ama kimin kırdığını biliyordu. Dün gece mutfaktan bir takırtı gelmişti. Demek ki bu ses kırılan heykelin sesiydi. Ama o an Harry boş mektupları gönderip gece mutfağa girerek cama yazı yazarken heykeli kıran adamdan bahsederek mutluluğunu bozmak istemiyordu. Bu yüzden gülümseyerek “Bazen bunu hak ediyorlar.”dedi Mr. Weasley biraz şaşırmış şekilde Harry’ye baktı belli ki Harry’den beklediği cevap bu değildi ama sonra halden anlar bir şekilde başını salladı ve ona gülümsedi.
Harry tekrardan dışarıyı izlemeye başladı. Dün geceki kötü olayları hatırlayarak sıkılmanın gereği yok diye düşündü çünkü şu an kovuğa dönüyordu.


okuyanların yorumlarını alayım Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Harry Potter ve Karanlığın Ordusu   Ptsi Ağus. 25, 2008 4:34 pm

hikaye fazla uzun olduğu için 2 mesaj halinde gönerebildim.. Herkesten yorumlarını bekliyorum..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Harry Potter ve Karanlığın Ordusu   Perş. Ağus. 28, 2008 3:14 pm

bunu hem jkr ye hem stephenie ablaya okutmak lazım hehe lol! çok güzel olmuş şeyda ellerine sağlık Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Harry Potter ve Karanlığın Ordusu   Perş. Ağus. 28, 2008 4:05 pm

Bölüm 3: Yeniler

Harry ne kadar uyuduğunu hatırlamıyordu ama büyük bir gürültüyle gözlerini açtı.Komedinin üzerindeki gözlüğünü takıp hafif doğrulduktan sonra sesin kaynağına baktığında çok ilginç bir manzara kendisini bekliyordu. Ron Hermione’nin kolundan tutmuş onu ileri geri sallıyor bir yandan da “Sakin ol Hermione mantıklı düşünemiyorsun” diyordu. Hermione ise Ron’un yatağına yaslanmış halde olmasına rağmen Ron sayesinde ayakta duruyor gibi görünüyordu.
“Ne oldu?” diye sordu Harry yatağından kalkarak
“Ne olabilir ki? Az önce haber geldi S.B.D’ler bugün açıklanıyormuş.”
“Peki, sorun ne?” diye sordu Harry.
Biraz olsun kendine gelmiş gibi görünen Hermione Harry’e doğru bakarak “Hazır değildim” diye cevap verdi ve tekrardan başını önüne döndürerek iki yana doğru sallamaya başladı bu arada Ron’un da yüzü biraz kızarmıştı. Hermione’yi tutan ellerini serbest bırakarak onun yatağa doğru düşmesine neden oldu ve “Bende hazır değildim.” dedi.
Aslında Ron az önce bir soru sormamıştı ama Harry onun bir cevap beklediği gibi tuhaf bir hisse kapıldı. Geçen sene sınavları güzel geçmişti ve gelecek sonuçlara da hazırlıklıydı. Ne söyleyeceğini bilmez halde başını öne eğdi ve eski parkeleri izlemeye koyuldu. Nedense bölüm bölüm kabarmış, yıpranmış birden daha çok dikkatini çekmişti. Aradan birkaç dakika geçmişti ki Mrs. Weasley’nin sesi onları kahvaltıya çağırdı böylece Harry de bir şey söyleme zorunluluğundan kurtularak derin bir nefes aldı.
Mutfağa indiklerinde Mrs. Weasley şefkatle Harry’ye sarılarak “Dün geceden beri nasılsın canım?” diye sordu ve Harry onu nezaketle yanıtladıktan sonra kahvaltıda geçtiler.Masadaki tüm yemeklere saldırırcasına bakan Ron ağzına kocaman bir kızarmış ekmek atarak George’a yöneldi ve boğuk bir selse “Siz geçen gün önümüzdeki bir yıl nerede olacağınızı söylemediniz.” diye sordu.
“George bunu onlara söylememeliydin.” dedi Mrs. Kaşlarını çatarak
“Biz hiçbir şey söylemedik”
“Hayır, söylediniz önümüzdeki yıl dükkâna çalışanların bakması gerektiğini çünkü orada olamayacağınızı söylediniz” diye ısrar etti Ron
“Sen bizim işimize karışma küçük kardeş” dedi Fred Ron’u tersleyerek “Sen bizim ne yaptığımızı anlayamazsın çünkü sen bize pek benzemiyorsun daha çok o aptal, sinir bozucu, düzen hastası, disiplinli bela-” Fred bir şey ona sertçe çarpmış gibi birden durdu “tiplere benziyorsun.”
Aslına Fred az önceki uyarlamasını tamamen Percy’ye göre uyarlamıştı ama neyse ki son anda onunda masada olduğunu hatırlayıp ismini söylemeyerek çıkabilecek büyük bir kavgayı önlemişti. Harry bunu fark ederek Percy’ye doğru baktı ama onda az önceki konuşmayı dinlediğine dair hiçbir belirti yoktu tamamen kendi dünyasında gibi görünüyordu. Harry ne zaman ona baksa aklına Privet Drive’da ki günleri geliyordu. Hiçbir zaman oraya isteyerek gitmemiş hep zorunda kaldığı için gitmişti. Şimdi de buraya isteyerek değil zorunda kaldığı için gelmiş gibi görünüyordu. Genellikle hiç kimseyle konuşmuyordu özellikle son zamanlarda yemekler hariç odasından bile dışarı çıkmıyordu.
Kahvaltı bittikten sonra Harry, Ron ve Hermione mutfaktaki pencerelerden birinin karşısına oturup beklemeye başladılar. Güneş az önce kendisini saklayan bulutlardan kurtulmuş, sımsıcak yüzünü yeryüzüne göstermeye başlamıştı ama ona karşılık çok tatlı bir rüzgar açık olan pencereden üçünün de yüzüne vuruyordu.Hem sessizliğin hem de hafif hafif esen rüzgarın etkisiyle yeni uyanmış olmasına rağmen Harry’nin uykusu gelmişti ve diğer ikisinde baktığında yalnız olmadığını anladı. Ron çoktan onu saran uykuya esir düşmüş; başını yanındaki duvara yaslayarak uyuklamaya başlamıştı. Beklemekten sıkılmaya başlamış gibi görünen Hermione birden elini havaya kaldırdı ve gökyüzünde sadece üç küçük nokta gibi görünen ama gittikçe daha da büyüyen cisimleri işaret etti.
Harry eve doğru hızla süzülen baykuşlar gördüğünde uykusu birden açıldı ve onların içeri girmelerini bekledi. Bu arada gürültüye gözlerini açan Ron hâla bir şeyin farkında değil gibi görünüyordu ama baykuşlar içeri girdiğinde onunda uykusu açılmış gibiydi. Harry hızla kendine ait olan mektubu taşıyan baykuşu aldı ve gözlerini yumarak mektubunu açtı.

SIRADAN BÜYÜCÜLÜK DÜZEYİ SONUÇLARI

Geçer Notlar: Olağanüstü (O) Zayıf Notlar: Zayıf (Z)
Beklenenin üstünde (B) Felaket (F)
Uygun(U) İfrit (İ)

HARRY JAMES POTTER ŞU SONUÇLARI ALMIŞTIR:

Astronomi: B
Sihirli Yaratıkların Bakımı: B
Tılsım: U
Karanlık Sanatlara Karşı Savunma: O
Kehanet: F
Bitki Bilim: U
Sihir Tarihi: Z
İksir: O
Biçim Değiştirme: B


Harry yanlış okuyup okumadığını kontrol etmek için notlarını bir kez daha gözden geçirdi. Aslında hepsi beklediği gibiydi ama iksirden O alabileceğini hiç düşünmemişti. Sadece kendisi değil Snape de Harry’nin iksirden O alacağını hiç beklemediği için sınıfına sadece O alanları kabul edeceğini söylemişti ve şimdi Harry’nin iksir derslerine devam edebileceğini görünce tepkisi ne olacak çok merak etti. Seherbaz olması için gereken tüm derslere girebiliyordu.
“Harry!” Ron’un sesi çok tuhaf çıkmıştı “Harry İksirden O almışım”
Harry bir an Ron’un bu notu hak etmediğini düşündü ama sonradan kendisi bile O alabildiyse bunun Ron için o kadarda zor olmayacağını kabul etti. Hem bu çok harika bir haberdi bu sayede Ron onu iksir sınıfında Snape ile yalnız bırakmayacaktı. Harry bu düşüncelerdeyken Ron elinden parşömeni hızla alarak “Notlarına bakayım. Al sende benimkilere bak” dedi
Harry Ron’un parşömenini aldı ve incelemeye başladı. Notlar genelde güzeldi ama iksirden başka O’su yoktu. Ron’da Harry’nin notlarını inceledikten sonra parşömenler bir kez daha el değiştirdi ve ikisi de Hermione’yi unutarak notlar hakkında konuşmaya başladılar. Ron haberi duyduğunda Snape’in yüzünün alabileceği şekilleri canlandırmaya çalışıyordu. Önce gözleri kocaman açılmış sonrada küçümser ama nefret dolu bir bakış yaptıktan sonra “O alacağım hiç aklıma gelmezdi.Hermione de çok şaşırcak” dedi ve ikisi de onu unuttuklarını fark ederek aynı anda Hermione’ye doğru baktılar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Harry Potter ve Karanlığın Ordusu   Perş. Ağus. 28, 2008 4:06 pm

Hermione mutfak masasına oturmuş dirseklerini masaya dayayarak ellerini yüzüne kapatmıştı. Ginny’de yanında diz çökmüş onu teselli etmeye çalışıyordu “Umarım bende senin gibi harika notlar alırım...” Hermione başını iki yana sallayarak cevap verdi “Olmaz! İki tane B var”
“Hangileri?” diye sordu Ron Hermione’nin yanına gelerek
“Karanlık sanatlara karşı savunma ve -” Hermione sustu
“Ve sihirli yaratıkların bakımı” diye tamamladı Ginny.
Harry şaşırmıştı “Sen o derste en iyiydin.”
Hermione omuz silkti ve “Hagrid çok üzülecek” diye fısıldadı ve hızla ayağa kalkarak mutfağı terk etti ve o yukarı merdivenleri çıkarken Harry’le Ron ne yapacaklarını bilmez şekilde birbirlerine baktılar.
Kovukta ondan sonraki günlerini genellikle sohbet ederek geçiriyorlardı. Tabii birde Quidditch vardı.Başta gruplara ayrılırken Harry Ginny’i kendi takımına almak istiyordu ama nedense bunu dile getirmenin yalnız olacağını düşünerek susmuştu neyse ki Bill Ginny’yi kendiliğinden Harry’nin takımına vermiş böylelikle Harry, Ginny, Fred bir grup George, Ron, Bill başka bir grup olacak şekilde ayrılmışlardı.Onlar oynarken de Hermione yanlarında oturup sihirli yaratıkların bakımı ile alakalı kitaplar okuyordu. Yine bir gün bir Quidditch maçından sonra Ron kazanan takımın kaptanı olan Harry’yi tebrik etmeye gittiğinde “Harikaydın abi! Bence bu yıl kaptan sen olursun” dedi ve biraz kızararak ekledi “Ben ise takımda bile olamam”
Harry nefes nefese kaldığı için biraz dinlendikten sonra tam Ron’a aslında onunda güzel oynadığını boşuna telaş yapmaması gerektiğini söylemek üzereyken George “Tabii olamazsın küçük kardeş” dedi “Hatta ne yazık ki Harry’de kaptan olamayacak!” dedi ve Harry tekrar tıkanarak hiçbir şey söyleyemedi.
Ron ise şaşırmış birazda kızmıştı “Neden olamasın ki?”
Ama George soruyu duymamış gibi yapmayı tercih ederek kendilerine aldıkları yeni süpürgeleriyle ilgilenmeye başlayınca Ron sinirlenerek yerden bir taş aldı ve tam George’un kafasına atmak için elini kaldırmışken Mrs. Weasley mutfağın dışarı açılan kapısında belirdi “Ronald ne yapıyorsun?”. Ron kızararak taşı hemen yere attı “Şimdi herkes yemeğe”
İçeri girip masaya yerleştiklerinde Mrs. Weasley önemli bir şeyden söz edecek gibi boğazını temizledi. “Harry tatlım yarın senin doğum günün ve ben bunu için bir parti hazırladım. Partiye yoldaşlıktan bazıları davetli… Son olarak da Dumbledore gelip doğum gününü kutlamak ve seninle bir şey konuşmak istiyor.” dedi ve Harry daha teşekkür etmeye fırsat bulamadan yemeklerle ilgilenmeye başladı.
Harry kovuğu neden bu kadar sevdiğini tekrar anlamıştı. Burası onun evi gibiydi. Eğer Dursleyler olsaydı ya unutmuş numarası yapar ya da kendisinin bir sokak serserisi gibi görünmesine sebep olan ve kendisinden birkaç beden büyük Dudley’nin eski kıyafetlerinden birini verirlerdi.
Yemekten sonra odaya çekildiklerinde Ron kaşlarını havaya kaldırarak “George neyi kastetti?” diye sordu ve daha Harry bir şey söylemeden konuşmaya devam etti “Önce tüm yıl bir yere gideceklerinden bahsediyorlar sonrada senin kaptan olamayacağını söylüyorlar.” Kafasını iki yana salladı “Çok garip davranıyorlar.”
Bu Harry’nin de dikkatini çekmişti ama hiçbir tahmini olmadığı için sadece omuz silkmekle yetindi.
Ertesi akşam Harry kendisi için hazırlanan partiyi çok beğenmişti. Mrs. Weasley kocaman bir pasta yapmış ve evin süslenmesi için gerekli hiçbir şeyi atlamamıştı. Son zamanlarda gelişen kötü olaylara rağmen herkesin kendisi için orada olduğunu görmek Harry’i çok mutlu etmişti. Ama yinede Harry ne kadar görmezden gelmeye çalışsa da onu rahatsız eden bir şey vardı. Edward eve geldiği an insanlardan uzak bir köşeye çekilmiş ve yemekte masaya gelmemişti ve şu an sanki partiye zorla getirilmiş gibi rahatsız oturuyordu. Harry onu partide ilk gördüğünde küçük bir şok geçirmişti çünkü gözleri ilk karşılaşmalarındaki gibi simsiyah değildi ama ikinci karşılaşmalarındaki gibi bal rengi de değildi. Baldan çok daha koyu siyaha yakın bir renkti.
Harry Edward ve yanında oturan Bella’yı aklından çıkarmaya çalıştı. Onlar dışında herkes de Harry gibi eğleniyordu hatta Percy bile bu akşam odasından çıkmış; George’un dükkândan getirdiği ilginç şakalarla ilgileniyor ve mutsuz ya da bu durumdan rahatsız görünmüyordu. Tonks eve ilk geldiğinde saçları yeşile yakın bir maviydi ama Ginny’nin isteği üzerine mosmor hale getirmişti ve şimdi de bir köşede Lupin’le sohbet ediyordu.Harry biraz daha bakındıktan sonra Fred’i gözleri ışıl ışıl, elindeki ilginç nesneyi onu merakla izleyen Alice’e tanıtırken buldu.
Partinin sonlarına doğru Mrs. Weasley’nin de dediği gibi Dumbledore geldi. Uzun beyaz sakalı daha da beyazlamış gibiydi. Belki gözlerinin altındaki çöküklerden dolayı belki de yüzünde artan çizgilerden dolayı yorgun görünüyordu. Üzerinde bir seyahat pelerini vardı. İçerideki herkesi selamladıktan sonra Harry’ye dönüp “Dışarıda Mrs. Weasley’nin yetiştirdiği harika çiçekler gördüm. Benimle birlikte onlara bakmak ister misin?” diye sordu.
Harry mesajı almıştı ve Percy’nin nefret dolu bakışları arasında dışarı çıktı. Dumbledore’un arkasında yürümeye başladı ve beraber mor çiçeklerin olduğu yerde durdular.
“Öncelikle iyi ki doğdun Harry. Güzel bir parti ve içeride Edward Cullen’ı gördüm onunla tanıştın değil mi?”
“Evet efendim.”
“Çok harika güçleri var aynı zamanda Bella ve Alice’in de. Onların türünden olan birçok kişinin de.”
“Onların türü ne?” Harry bunu sormak için uygun zamanı seçip seçmediğini bilmiyordu ama bu sorunun cevabını da çok merak ediyoru . “Efendim.” diye ekledi
“Büyücü değiller” Dumbledore sustu biraz karanlığın içine baktıktan sonra devam etti “Onlar vampir Harry.”
Harry bir an durakladı. Hayatında daha önce hiç vampir tanımamıştı ve onlarla alakalı hiçbir şey bilmiyordu. Dumbledore Harry’nin bu bilgisizliği anlamış olmalıydı ki konuşmaya devam etti “Hayatlarını kanla devam ettirler. Taze kanla…”
“Taze kana ihtiyaçları varsa” dedi Harry biraz ürkmüştü “Bizim için tehlikeli değiller mi?”
“Evet, tabi ki de tehlikeliler.” dedi Dumbledore çok basit bir şeyden bahsediyor gibi görünüyordu.
“O zaman neden bizimleler profesör?”
“Çünkü ben onlara bu konuda güveniyorum.”
Harry birden sinirlenmişti. Dumbledore’un neye dayanarak güvendiğini hiçbir zaman anlayamamıştı. Snape’e de güveniyordu ama Harry’ye göre ikisi de güveni kesinlikle hak etmiyordu.
“Ama nasıl emin olabiliyorsunuz?” diye sordu saygı sınırlanırını aşmamaya çalışıyordu.
“Emin değilim Harry sadece güveniyorum.”
“Ama profesör her an içimizden birine zarar verebilirler” dedi Harry. Edward’ın bunu çok istediğini düşünüyordu.
“Harry onlar çok zor güvenirler ve bize güvenerek katılmaya karar vermişler geri çevirebileceğimiz bir zaman değil. Biliyorsun ki her şey çok karıştı özelliklede Charlie Coffey’in kaçırılmasından sonra.”
“Ama yine de -” Harry bir an durakladı “Charlie Coffey kim?”
“Geçen seneki olanlardan sonra Fudge’ın bakan olarak kalması doğru değildi ve Charlie yeni bakan adayıydı. Benim onayımı almış bir bakan adayı hem de.” dedi Dumbledore “Gelecek’in olayları hep geç takip ettiğini biliyordum ama bu kadar geç olduğunu tahmin etmemiştim. Bu olay olalı neredeyse bir hafta oldu.”
Harry’nin kafası karışmıştı. Uzun zamandır haberleri takip etmiyordu “Gelecek’i takip etmiyorum efendim”
“Ah! Çok doğru bir karar bende okumuyorum” dedi Dumbledore “Asıl konuya dönersek seninde anlayacağın gibi onları ve muazzam güçlerini reddetme gibi bir şansımızın bulunduğu bir zamanda değiliz Harry. Ve şimdi senden asıl ricam onlara iyi davranman çünkü onlar bizim için gerekli.”
Harry Dumbledore’un az önce kendisini çağırırken asıl konuşmak istediği konunun bu olmadığı gibi garip bir hisse kapılmıştı ama yine de konuşmayı bitirmek istediğini anlamıştı Eve geri dönmeye başladıklarında Dumbledore son olarak “Vampirler belki güvenilir olmayabilir ama arkadaşların kesinlikle güvenilirler Harry” dedi ve göz kırptı. O an Harry Ron ve Hermione’ye henüz kehaneti bile anlatmadığını hatırladı ve az önceki konuşmayı da anlatabilmesi için Dumbledore izin vermişti.
Parti sonrası odaya çekildiklerinde Harry önce hangi olayı anlatacağına hâlâ karar verememişti. Ron ve Hermione sorgulayan gözlerle kendisine baktığında o hâlâ düşünüyordu ve artık dayanamayan Hermione “Dumbledore ile ne konuştunuz?” diye sordu.
“Yenilerin ne olduğunu öğrendim.” dedi Harry önce Dumbledore ile olan konuşmayı anlatmaya karar vererek.
“Neymiş?” dedi Ron meraklanmış görünüyordu ama Hermione’de hiçbir merak ifadesi yoktu. Harry onun zaten bir tezi olduğunu ama birkaç gündür onların ne olduğunu söylemek üzereyken lafının kesildiğini ve söyleyemediğini hatırladı.
“Onlar -” diye başladı Harry ama Hermione ondan önce davranarak “Onlar vampir” dedi. Harry Hermione’nin nasıl bu kadar zeki olduğunu anlayamıyordu ve tezinin doğru olduğunu belli etmek için Hermione’ye doğru evet anlamında başını salladı. Ron Harry’nin onaylayan bakışlarını görünce afallamıştı. “Vampir mi? Dumbledore’un bizi öldürmeye meraklı olduğunu bilmiyordum.”
“Onlara güveniyormuş” dedi Harry
“Evet! Bende güveniyorum” dedi Ron “Kanımızın son damlasına kadar içeceklerinden eminim.”
“Bella’yı görünce belki bu düşüncelerinden kurtulursun.” dedi Hermonie hafif sinirliydi ama Harry onların tartışmaya başlamasını istemediği için hemen konuyu değiştirdi.
“Hermonie Charlie Coffey’i tanıyor musun?”
“Evet, kayıp bakan adayı... Bakanlığa aday olduktan sonra ilk Dumbledore’un desteğini aldı. Herkes onun bakan olacağından emindi ama birden ortalıktan kayboldu. Evine girildiği zaman orada büyük bir düello yapılmış gibi buldular. Artık hemen değişiklik isteyen bakan çalışanlarının yeni gözdesi David Bussel.”
Harry Hermione’nin her konuda nasıl bilgili olduğunu anlayamıyordu ama her zaman yanında bilgili birinin olması işine geliyordu.
“Ne yani kaçırılmış mı?” diye sordu Ron babası bakanlıkta olmasına rağmen onunda bu olaydan haberi yok gibi görünüyordu.
“Sanırım. Yaşayıp yaşamadığına dair de bir kanıt yok.” diye cevapladı Hermione ve Harry artık diğer konuya geçme zamanının geldiğini düşündü.
“Ben ve Voldemort” dedi adı duyuna Ron hafif sallanmıştı “yani bizim kehanetimiz -”
“Kırıldı” diye araya girdi Hermione üzgün görünüyordu.
“Ama onu bilen birisi varmış” dedi Harry ve biraz bekledi “Dumbledore!”
Ron ve Hermione’nin şaşkın bakışları arasında Harry kehaneti anlattı.
“Ne yani birinizden biri diğerini öldürmeli mi?” diye sordu Hermione rengi solmuştu.
“Ama Kim-olduğunu-bilirsin-sen Harry’yi öldürmeyi hiç başaramadı değil mi?” dedi Ron çıkış yolu arıyor gibiydi.
“Bu hiç başaramayacağı anlamına gelmez.” diye cevapladı Harry.
Diğer ikisi başka hiçbir şey söylemedi. Yıkılmış görünüyorlardı ve Harry yatağına uzandığında onu rahatsız etmemeye karar verip odadan çıkmışlardı. Harry sırt üstü yatmış eski, sararmış tavanı izlerken kimin diğerini yok etme şansının yüksek olduğunu düşünüyordu ama buna bir cevap bulamadan uykuya daldı.
Eski yıkık bir evde bir koltuğa oturmuştu ve karşısında iki tane siyah kukuletalı adam vardı. Ateş hafif hafif yanıyor olmasına rağmen ortamda kendini belli eden bir soğukluk vardı. Harry iki elinin bembeyaz parmaklarını birbirine doladı ve konuşmaya başladı “Pickering başarılı olamadı -” Birden lafı yarım kalmış ve midesinde büyük boşluk hissetti. Başının ağrısıyla gözlerini yumdu; tekrar açtığında orman gibi bir yerdeydi ve yine bal rengi gözlerle karşı karşıyaydı. Harry birden yataktan sıçradı. Uyanmıştı ve yara izi sızlıyordu…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Harry Potter ve Karanlığın Ordusu   Perş. Ağus. 28, 2008 5:48 pm

yirim ben o bal rengi gözleri afro güzel olmuş yine abi ellerine sağlık Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Harry Potter ve Karanlığın Ordusu
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» arkadaşlar css kodu eklicem css yeri nerede

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilighters in Turkey :: Kültür-Sanat :: Yazı Çalışmalarımız :: Çalışmalarımız buraya!-
Buraya geçin: