Twilight Turkiye Fan Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Golden Dawn [Altın Şafak] ~

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2, 3  Sonraki
YazarMesaj
Dora

avatar


MesajKonu: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 05, 2008 7:08 pm

Hikaye neredeyse Twilight gibidir. Sadece karakterler ve olaylar değişmiştir. Bu bölümün sadece bir kısmı. İstek olursa devam edeceğim paylaşmaya. Beğenmenizi dilerim.

Bölüm I ~ Go Back

Çocukluğum o şehirde geçmişti. Sokaklarında koşturmuş, kaldırımlarına oturup soluklanmış, köşedeki dondurmacıdan ‘her zamanki’ dondurmamı almıştım.
Hayat daha benim peşimden koşmuyordu. Bende onu umursamıyordum. Benim başka bir hayatım vardı hayatın içinde. Rüya içinde rüya gibi…
“Hazırlandın mı?” annem o kadar şiddetli bağırmıştı ki irkildim. Düşünce balonum yok oldu.
“Evet!” diye bağırdım karşılık olarak. Adımlar git gide yükseldi ve odamın kapısının önünde durdu. Bir saniyelik kapı altı karardı ve işte annem karşımdaydı. Yavaş adımlarla bana doğru geldi ve yatağımın ucuna oturdu.
“Tatlım, gitmek iste…”
Lafı ağzına tıktım.
“Yüzünce kez cevap veriyorum anne, E-Mİ-NİM!”
Kabullenmiş bir şekilde ellerini kaldırdı. Kesin şimdi seni çok özleyeceğim gibisinden şeyler söyleyecekti. Bu duygu fırtınasına hazır mıydım acaba? Sadece dalga geçiyorum. Çünkü annem beni özlemez. Özlemesi için önce benimle vakit geçirmesi gerek. Bana alışması… Bunların hiçbiri aramızdan olmadığına göre beni özlemez. Şayet ki özledi… O kişi küçük bebek Tinxbell olur.
“Tatlım bak, artık büyüdün. Kendi kararlarını kendi veriyorsun. Bu konuda sana karışamayız. Ama neden bizimle gelmediğini hala anlayamıyorum. Lynes’i çok severdin. Orada da koleje giderdin hem. Çok daha iyi bir hayatımız olacak yakında. Bir yıl Lynes güzel bir macera olurdu.” Durdum. O sözlerini tamamlayana kadar bekledim. Ve tamamlamıştı.
“Seninde dediğin gibi, bu benim kararım, Rose.”
Anneme ismiyle hitap etmişti. Bu daha güçlü görünmeme sebep oluyordu. Bir şey söylemedi. Eliyle laciverdi andıran kuzguni siyah saçlarımı okşadı. Sonra başıma bir öpücük kondurdu ve ağır adımlarla kapıya doğru yöneldi. Kapıdan çıkıp yavaşça tekrar kapatırken, odamın açık camıyla cereyan yapan kapı annemin sözlerini zar zor duymama sebep oldu. “Kendine ........ et”
Arasını anlayamadım.
Rüzgâr şehirde hiç esmediği kadar sertti bu gece. Sanki beni yolcu eder gibi bir o yana bir bu yana savrulan perdelerim bana el sallıyorlardı.
**
Geri dönüş yolunda –çocukluğumun kısa bir süre geçtiği o küçük kasvetli kasabaya- giderken pek mutlu olduğum söylenemezdi. Tamam, orayı özlemiştim. Ama artık benim evim değildi. Nasıl rahat edecektim ki orada? Bir de büyük annem vardı tabi ki. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Onu en son beş yaşındayken görmüştüm. Annem beni onunla görüştürmezdi. Sanki onda yanlış olan bir şeyler vardı.
“Umarım otobüsten indiğimden beni hatırlar.” diye düşündüm. Zira beş yaşındaki halimden çok farklıydım.
Yolculuk fazla uzun sürmedi. Zaten uçaktan şehirde inmiştim. Bir otobüs sayesinden kasabalara dağıtılıyordu yolcular. Şehre diğer kasabalardan daha uzak bir kasabaydı Deftora. Bu yüzden otobüste sadece ben kalmıştım. Kulağımda kulaklıklarım vardı. En sevdiğim grubun hızlı ritmi kulaklarıma ağır geliyordu. En sonunda bu müzik ilk defa canımı sıktığından kulaklıklarımı çıkarttım.
Şoför ufak tefek renkli gözlü bir adamdı. Uzun yol şoförlerinin aksine suratında yorgun çizgiler yoktu. Tam tersi, gayet iyi ve dinçti. Kıyafetleri temiz ve bakımlıydı. Şu an otobüsün şoför koltuğunda oturmasa, onun bir avukat falan olduğunu düşünürdüm. Dikiz aynasından bana baktı.
“Deftora’da yerli değilsiniz sanırım.” diye yarı doğru bir tahminde bulundu. “Evet.” dedim kısaca. Konuşmayı kapatmak istiyordum ama bu dost canlısı şoförü susturmaya yetmedi. “Birini ziyarete falan mı gidiyorsunuz?” diye sordu itinayla. “Bende Deftora’da yaşıyorum da. Kasaba küçüktür. Herkes birbirini tanır.” diye ekledi bundan gurur duyarmış gibi.
“Büyük anneme. Bu yılı orada geçireceğim.” dedim mızmız bir şekilde. İnsanlarla konuşmak şu an istediğim son şeydi. “Keşke kulaklıkları hiç çıkartmasaydım.” diye düşündüm. “Büyük annenizin adı nedir?”
Bu soruların ardı arkası kesilmeyecekti anlaşılan. Otobüs şoförü müydü bu adam yoksa dedektif mi? Derin bir nefes aldım ve bu verdiğim son cevap olacak diye kendime söz verdim.
“Dorothy Spellman.”
Tuhaf bakışları üzerimde dondu kaldı. Dilediğim şey sonunda gerçekleşmişti. Onu susturmuştu bu isim. Ama neden? Neden bir isim susturmaya yetmişti? Dorothy Spellman… Senin kesinlikle sakladığın bir şey vardı. Acaba kasabanın bir zenginiyle aşk mı yaşıyordun? Bu düşünce sırıtmama sebep oldu. Sonra dudaklarımı ısırdım.
Cam kenarına doğru kaydım ve bakışlarımı dışarıya çevirdim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
L.I.Y.A.R

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 05, 2008 8:58 pm

Evettt böyle başlayan hikayeleri çokk severimm=) Anlatış şeklin hoşuma gitti bence çok hoş olmuş 1. bölüm,inşallah devamını da koyarsın:]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 05, 2008 9:33 pm

bence de gayet hoş başlamışsın devamını getir bence
devamını merak ettim Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 05, 2008 9:51 pm

ellerine sağlık harika bir bölüm:d devamını kesinlikle bekliyorum afro büyük annede bi güzem var yahu Rolling Eyes
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 05, 2008 11:07 pm

çok hoşuma gitti ellerine sağlık anlatışı tarzın çok hoş ve twilight tan sonra bu tarz hikayeler (kahraman bakış açısıyla yazılmış) çok hoşuma gitmeye başladı tekrardan ellerine sağlık Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 06, 2008 7:22 am

Beğenmenize çok sevindim. ^^, Acayip mutlu oldum şimdi king Ben normalde deftere yazıyorum. Devamını bilgisayara geçirip koyarım. ^^,
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 06, 2008 9:58 am

Bölüm I'in Devamı;;
Uçsuz bucaksız bir yeşille kaplıydı her yer. İki tarafı ağaçlı yol ve nemli toprak kokusu insana huzur veriyordu. Akşamdan yağdığı belli olan yağmur, yerine bulutların arasından zar zor çıkabilmiş olan güneşe bırakmıştı. Sabahın daha erken saatleriydi. Deftora hala hatırladığım Deftora’ydı. Beş yaşında bıraktığım gibi. Aklımda kalan en büyük parçası yeşil renk ve kasvetli gökyüzüydü. Bir de gündüzün aksine, geceleri bulutsuz gökyüzü… Ama unuttuğum bir şey vardı. Ya da unutmayı seçtiğim. Yağmur…
Kasabaya yaklaşmıştık. İleride yerleşim yerleri başlıyordu. Otobüs sallantıyla bir köşeden döndü. Sabah kahvaltısında yediğim omlet boğazıma kadar gelip, sonra tekrar mideme indi. Suratımın rengi değişmişti kesin. Kusmamak için kendimi zor tuttum. Zavallı adamcağızın otobüsünü berbat edemezdim ya. Biraz sonra midem normale dönerdi zaten. Endişelendiğim şey bu değildi aslında. Burada yaşama fikri ilk başlarda fena gelmiyordu. Ama şimdi çok farklı hissediyordum.
Kim bilir kaçıncı seferiydi bu otobüsün Deftora’ya? Kaç kişi yeni bir hayata adım atar gibi otobüsten toprağa atmıştı adımını? Kaç kişi mutluydu? Kaçı pişmandı? Bir avuç kasvetin çocuklarıydı onlar… Lanetli gibi ama mutlu…
Araba büyük bir gürültüyle durdu. Yavaş adımlarla otobüsün içinde dolandım ve kapıya doğru geldim. “İyi günler.” dedi şoför kapıyı otomatik olarak açarken. “Size de.” diye mırıldandım ve açık kapıdan kendimi dışarıya attım. Otobüs arkamdan korna çaldı ve büyük bir gürültüyle yoluna devam etti.
Dışarıya çıkar çıkmaz temiz havayı içime çektim. Uzaktaki çam ağaçlarının reçinesinin kokusu ciğerlerimi kapladı. İstemsizce gülümsedim. Aranırcasına etrafıma bakındım. Dorothy neredeydi ki? Bavulumu yere bıraktım. Fazla eşya getirmemiştim. Bu yüzden bavulum tam taşıyabileceğim gibiydi. Sonra sırt çantamı yana doğru çekip, gözünden cep telefonumu çıkarttım. Ben onu aramaya koyulmadan o aradı.
“M-merhaba” diye kekeledim.
“Tinxbell, az ilerideki heykelin arkasındayım.”
Ses neşeli bir şekilde cıvıldadı. Bakışlarımı yerden yukarıya kaldırdım. Elli metre ötemdeki heykele baktım. Heykel belediye binasının hemen önünde yapılmıştı. Koskoca meydanda güneş görmeyen tek yer orasıydı. Büyük belediye binası gölgeyi sağlıyordu. Telefonu kapattım. “Bu da ne böyle? Güneşe çıkma zahmetinde bile bulunmuyor. Bari ev adresini verseydi. Buraya da gelmesine gerek yoktu.” diye söylendim. Ritimsiz adımlarla yürümeye başladım. Kısa bir süre içinde heykelin önündeydim.
Nefesimi tazeledim ve heykelin arkasına doğru döndüm, işte oradaydı.
Aşağı yukarı elli beş yaşlarındaydı ama taş çatlasa otuz sekiz gösteriyordu. Kısacık kesilmiş sarı saçları ve yuvarlak, küçük güneş gözlükleri de bu genç görünüme yardımcıdır herhalde diye düşündüm. Gözlüklerinin ardından bana baktı. Buz mavisi gözleri iri ve parlaktı.
“Dorothy?” diye sordum saf saf. Kısa tiz bir kahkaha attı. Sonra tekrar gözlüklerinin ardından bana baktı. Bu sefer daha uzun. “Merhaba Tinxbell.” dedi gülümseyerek. Beni yavaşça öne doğru itti. Az ilerde arabası duruyordu. Kırmızı 78 Camaro. Gördüğümde neredeyse küçük dilimi yutacaktım.
“Buradaki arabaların çoğu eski. Ama hiç biri benimki kadar hızlı değil.” dedi gülerek. Böyle konuştuğuna göre arabasını modifiye yaptırmıştı.
“Hmm.” diye mırıldandım ve arabaya bindim. Bavulumu arkaya koydu ve şoför koltuğuna oturdu. Bende cep telefonu çıkarttım. Annemi Dorothy’le buluştuğumda aramaya söz vermiştim.
O sırada Dorothy motoru çalıştırdı. Tuhaf bir sesle birlikte etrafı bir anlık benzin kokusu sardı.
Telefon beşinci çalışında açıldı. “Anne? Ah Tanrı’ya şükür. Bir an ofiste kâğıtların arasında baygınlık geçirdiğini sandım.” dedim bıkkınlıkla. Başımı dışarıya çevirdim. Esinti saçlarımı savuruyordu. “Ne kadar komiksin.” dedi Rose tahammülsüz bir şekilde sonra ekledi. “Sağ salim gittin değil mi? Dorothy yanında mı?”
“Merak etme tek parçayım! Ve Dorothy de yanımda.”
“Ah! Toplantıya gitmem lazım tatlım.” dedi Rose ve cevabımı beklemeden telefonu kapattı. Çevir sesine karşı “Hoşça kal. Bende seni seviyorum.” dedim.
“Mükemmel anne(!).” diye düşündüm telefonu kapatırken. Tek parça olduğumu öğrenmişti. Şimdi rahat rahat işleriyle ilgilenebilirdi. Deftora’da olduğumu şükrettim. Onların yanında hayat fazla çekilmezdi.
**
Yol akıp gitmişti.
“Geldik!” diye bağırdı Dorothy neşeyle. Ben ise boş gözlerle ona baktım. Hatırladığım çok az şey gözümün önünde canlandı. Zihnime hücum eden görüntüler eşliğinde arabadan indim. Aynı temiz hava karşıladı beni. Başımı gökyüzüne çevirdim.
“Burası her zaman yağmurlu. Güneş nadir zamanlar ortaya çıkar. Bugün sanki senin şerefine parlıyor gibi.” dedi Dorothy. Benim şerefime… Hiçbir şey benim için olmazdı. Benim için bir şeyler yapacak tek kişi bendim.
Buranın hep bulutlu olduğunu hatırlıyordum. Ama yağmuru hatırlamıyordum.
Yağmur… Yağmuru severdim ama şehirde pek yağmazdı. Genelde güneşli günler geçirirdik. Kışları ise kar yağardı. Deftora ise güneşten yoksundu.
Dorothy’nin küçük müstakil evine baktım. Beyaz dış cephesinin aksine, koyu kırmızı kapı çok dikkat çekiciydi.
“Ee hadi içeriye girsene.” diye seslendi Dorothy. Çoktan eve girmişti. Kapının eşiğinden bana sesleniyordu. Bende ağır adımlarla eve doğru ilerledim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 06, 2008 4:13 pm

bu bölümde süper olmuş gittikçe meraklanıyorum Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 06, 2008 4:58 pm

çok güzel bi bölüm dorothy nin ne merak ettim yani edward gibii vampir mi yoksa başka bişimi nese öğreniriz ilerki bölümlerde Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 06, 2008 9:35 pm

^.^
İkinci bölümü geçiricem bugün yarın bilgisayara. (=
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Paz Eyl. 07, 2008 11:40 pm

Gerçekten çok güzel. Özellikle anlatım tarzın çok hoşuma gitti. Aynı Twilight'a benziyor. Very Happy
Bu arada yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum. Cool
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 12, 2008 4:16 pm

Efendim çok yakında geliyor yeni bölüm. afro İlginiz için sonsuz teşekkürler. (=
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
L.I.Y.A.R

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 13, 2008 4:47 pm

"Benim şerefime… Hiçbir şey benim için olmazdı. Benim için bir şeyler yapacak tek kişi bendim." Burayı çok beğendim (: Bence gitgide daha iyi olacak hikaye sabırsızlıkla bekliyoruz bi sonraki bölümü(:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 19, 2008 6:04 pm

Bölüm II ~ Behind The Crimson Door [Koyu Kırmızı Kapının Arkasında]

Dorothy’nin bana ayırdığı oda diğer odalardan çok farklıydı. Farklılık daha kapı renginden başlıyordu. Açık mavi… Evin genelindeki beyazlık kapılarda yerini koyu bir kırmızıya bırakıyordu. Ama benim odam o kadar açık bir maviydi ki, dingin bir gökyüzü gibiydi. İki duvarın rengi bejdi. Diğer iki duvar ise açık maviydi ve beyaz bej arası olan bulutlar vardı.
İki kapılı bir dolap, bir de yatak vardı. Her şey ahşaptı. Bu çok hoşuma gitmişti. Meşe ağacının birinci kalitesi… Odadan içeriye girildiğinde ilk fark edilen büyük pervazlı pencereydi. Pervazın iç tarafına boylu boyunca ince bir minder koyulmuştu. Cama doğru yaklaştım. İki şeritli bir yol, yolun hemen bitiminde ağaçlar ve parlak plaj kumu vardı. Ardından deniz başlıyordu. Denizin rengi odamın kapısının rengi gibiydi.
Bir çalışma masası ve hemen yanında bir de kitaplık yerleştirilmişti. Hemen bavulumu açtım. Kıyafetlerimi yatağın üzerine döker dökmez, en alt sıradaki kitaplarımı kitaplığa dizmeye başladım. En sevdiğim kitaplardı bunlar… En az on kere okumuştum hepsini. Her okuyuşta yeni bir şeyler daha veriyorlardı. Bu yüzden benim için çok değerliydiler. Kitapları rafa koyarken bir şeyi daha fark ettim. Eşyalar duvara sabitlenmişti.
Kitaplardan sonra sıra kıyafetlerdeydi. Buraya uygun pek kıyafetim yoktu. Bu yüzden annemle alışveriş yapmıştık. Bir sürü sonbahara uygun kıyafet almıştık. Bana neden koyu yeşil bir yağmurluk ve gökkuşağı desenli bir yağmur botu aldığını anlamalıydım. Eşyalarımı odaya yerleştirmiş, cama doğru yürüyordum ki bardaktan boşalırcasına yağan sağanak yağmur beni kendime getirdi. Etrafta ıslak sıçanlar gibi gezmemem için almıştı bunları bana. Bir de çok şey hatırlamadığım için ona hava durumunu sormuştum. Ürkütmemek için bilgi vermemişti. “Kurnaz.” diye düşündüm. Bu kadın gerçekten çok kurnazdı. Neden biraz olsun ona çekmemiştim ki?!
Buraya gelirken bilgi toplamak hiç aklıma gelmemişti. Bilgi demişken sırt çantamdaki lap top’ımı çıkartıp çalışma masasının bir köşesine koydum. Annemle babamın bana sağladığı en güzel şey kablosuz internetti. Bu benim tek minnettar olduğum konuydu. Hemen fanı olduğum bir müzik grubunun resmi internet sitesine girdim. Şehirdeki arkadaşlarım da bu siteye üyeydiler. Okula konser vermeye gelmişlerdi. Bu yüzden hepimiz onları aynı anda tanımıştık.
Aslında o vedadan sonra arkadaşlarımın hiç biriyle konuşmak istemiyordum. Ama ne çareydi…
Sayfayı yenilediğimde bir mesajım olduğu işaret ediliyordu. Derin bir nefes alıp mesaj kutuma tıkladım.
“Tinxbell! Aman Tanrı’m! İyi misin? Şu adını hatırlayamadığım… Hmm… Dofrato mu neydi… Orası nasıl?”
Mesaj gayet normal görünse de altındaki alaycılığı seziliyordu. Cevap verme butonuna tıkladım ve önüme çıkan sayfaya şöyle yazdım.
“Adını hala öğrenememişsin Regina. Deftora… Ve harika bir yer. Yemyeşil! En sevdiğim renkle kaplı yani. Ayrıca şimdiden insanların ilgi odağı oldum.”
Kasaba ismi doğruydu. Etrafın en sevdiğim renkle kaplı olduğu da.
İnsanların ilgi odağı olmam… Bu da kısmen doğru sayılırdı. Deftora şoföründen bayağı ilgi görmüştüm.
Bu düşündüğüm bana komik gelmiş olacak ki kısa tiz bir kahkahayla sırıtışımı süsledim. Sonrada eski arkadaşlarım yüzünden çok moralimi bozmamak için lap top’ımı kapattım. Zaten onca yıl yeteri kadar sinirimi bozmuşlardı. Onlardan farklı düşündüğüm, sadece erkeklere, kıyafetlere ya da makyaja değer vermediğim için gözlerinde bir ucubeydim. Diğer yönden annem ve babamın statüsü yüzünden çok yakın arkadaşım gibi davranırlardı. Hiç kimse, -annem ve babamda dahil- uzun zayıf yüzümün, kahverengi gözlerimin altında ne sakladığımı merak etmemişlerdi. Oysa etseler onlara göstermeye hazırdım. Ama artık geçti. Saat anlaşılmayı çoktan geçmişti.
Ayağa kalkıp yatağıma uzandım. Gözlerim kendiliğinden kapandı.
**
Uyandığımda saat gecenin onu olmuştu. Yağmur dinmiş, gece çökmüştü. Gökyüzü çok berraktı. Bunca yıl sonra aynı gökyüzüne bakmak, -her şeyin değişmesinin aksine- hiç bir şeyin değişmediğini görmek içime bir huzur yerleştirdi. Midemin gurultusu içimde yavaşça çalan çelloyu susturdu. Kendi kendime gülümseyip ellerimi karnıma siper ettim. Sanırım akşam yemeğini çoktan kaçırmıştım. Dorothy büyük ihtimalle bana seslenmemişti. Seslense duyardım. Uykum çok hafifti çünkü. Beklide seslenmişti. Ama o kadar yorgundum ki derin uykuya daldığımdan duymamıştım.
Teorileri çoğaltabilirdim. Ama onun yerine salona inmeye karar verdim.
Dorothy salonun bir köşesinde, küçük temsili şöminesinin önündeki iki koyu kırmızı koltuktan birinde oturuyordu. Göz hizasından birkaç santim aşağıda tuttuğu, mavi ciltli, kalın şey, kitaptan çok bir ansiklopediyi andırıyordu.
Geldiğimi duyunca kitabı yavaşça indirdi ve gözlüklerinin ardından bana baktı. Başta, yuvarlak küçük gözlüklerini tutan tek şey burnu sanmıştım. Ama gözlükleri ince bir tel sayesinde kulaklarının arka kısmına uzanıyordu. Bir sağlık problemi olmalıydı. Onu ilk gördüğümde de güneş gözlüğü takıyordu ve hava sıcak olmasına rağmen Matrix’ten fırlamış gibi siyah deri bir ceket giymişti.
“Yemeği kaçırdım mı?” diye sordum. Teninin ne kadar beyaz olduğunu şimdi fark etmiştim. Benimkide beyazdı. Ama onunki kadar değildi.
“Hayır.” dedi gülümseyerek. “Ama ben yedim. Kusura bakma.” diye ekledi.
“Sorun değil.” diye karşılık verdim. Sevecen olmaya çalışıyordum. Kimse beni sevecen bulmazdı. Dorothy’nin de bulmasını beklemiyordum. En azından son bir ayda suratsız halimi bir kenara bırakmıştım. Buna şükretmeliydiler.
Birlikte mutfağa girdik. Masayı o kadar yavaş hazırladı ki uykum geldi. Ama ondaki yavaşlık biraz tuhaftı. Sanki bilerek ve isteyerek yapıyordu bunu.
İşi bittiğinde karşıma oturdu. Ben tabağıma yemek doldururken beni seyretti. Biri bana bakarken nasıl yiyebilirdim ki? Kafamı kaldırıp ona baktığımda konuşmaya başladı.
“Doğru düzgün tanımıyoruz birbirimizi. Zamanla tanışacağız ama.” dedi ben ağzına bir iki patates dilimi sığdırırken. Kafa salladım.
“Buradaki tek lise Deftora Lisesi. Rose da orada okumuştu. Eski okulunu aratmaz ama korkma.”
Yine kafa salladım. Eski okulumu aratacağına emindim. Ben kolejde okuyordum. Burası devlet okuluydu. Kolej gibi olmayacaktı. Ama bir yandan da iyiydi. Züppe insanlarla arkadaş olmak zorunda değildim. Dorothy bana tuhaf bir bakış attı. “Konuşmaz mısın?” diye sordu saf saf.
“Yoo. Sadece… Seni dinliyorum.”
“Baban asi bir kız olduğunu söylemişti. Ama bütün sözlerimi sessizce dinlemen şaşırtıcı.” dedi söylediklerime karşılık.
Aslında huysuz biri değilim. Ama baskı altında çok ters biri oluyorum. Ailem ise bana baskı yapmadıklarını iddia etseler de hayatıma onlar karar verirler. Kendi adıma verdiğim en büyük karar Deftora’ya gelmekti. Oysa yurtdışına gitsem hayatım çok daha güzel olacaktı belki. Belkilerle yaşamaya alışkındım. Bu belkiyi de sorun etmedim.
İşte buradayım. Deftora’da. Dorothy’nin mutfağının bir sandalyesinde onun karşısın oturuyorum. Onun yaptığı yemeği yiyorum. Ve bunların hepsi, ilk defa ‘benim’ tercihim.
Yemeğin geri kalanında daha çok konuşmaya çalıştım. Dorothy komik bir kadındı. Deftora Lisesi ve çevre hakkında işime yarayacak bilgiler verdi.
“Deftora Lisesi’ni seversin. Okul büyüktür ama öğrenci sayısı azdır. Deftora zaten az nüfuslu bir yer.” dedi masayı toplarken. Bulaşıkları makineye yerleştirmesine yardım ettim.
Biz konuşurken saatin farkına varmamıştık. Dorothy’nin gözü kol saatine takıldı ve “İki buçuk olmuş.” diye sayıkladı.
“Annem bu saatte hala uyumadığımı bilse…” diye iç çektim alayla. Sözümü kesti.
“Sende söylemezsin.” Ardından bana göz kırptı.
“Sen söylemezsen…” dedim aynı şekilde göz kırparak.
“O yaşlı moruğa öyle bir şey söylersem beni sağ bırakmaz.” dedi. “Ee akıl yaşta değil başta.” diye de eklemeyi unutmadı. Büyük bir kahkaha krizi içinde Dorothy’ye iyi geceler dileyip odama çıktım.
Kapıyı açar açmaz tuhaf bir esinti beni karşıladı. Camım açıktı ve soğuk hava bir kırbaç gibi yüzüme vuruyordu. Pencereyi kapattım ve hızla kıyafetlerimi değiştirim yatağıma girdim. Deftora’yı düşündüm. Yeşilin her tonunu… Fotografik hafızam çok iyiydi. Gördüğüm şeyi unutmazdım. Bu yüzden şu anda beynimde milyonlarca resim uçuşuyordu. Gözlerimi kapattım ve onların kaybolmasını bekledim…


En son Kitiara tarafından Cuma Eyl. 19, 2008 9:08 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 19, 2008 6:37 pm

hikaye harika gidiyor cheers ellerine sağlık bu bölümde harika olmuş Twisted Evil of şimdi bende böyle bir hikaye yazmak istedim yağmurlu bir şehirde geçen felam Very Happy yapsam mı acaba (özenti gibi mi olurum ki Rolling Eyes )
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Eyl. 19, 2008 8:58 pm

Yaz. Very Happy Özentilikle ne alakası var ki? Rolling Eyes
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 20, 2008 10:25 am

süper ya anlatım tarzın konu fln bekleyemiyorum hiç devamını çok sabırsızm Very Happy
ah bn de yazabilsem yazarım valla Razz ama konu bulamıyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Eyl. 22, 2008 5:55 pm

Bulursun konu ne olacak. Konu bulunması en kolay şey.
Harbi kurgu birden geliyor insanın aklına. study
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Çarş. Eyl. 24, 2008 9:05 pm

yalnz neden şeydann bütün mesajları gitmş? bu başlıkla pek alakası yok ama
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Perş. Eyl. 25, 2008 4:16 pm

Suspect İlginç.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 27, 2008 12:29 pm

sLn demiş ki:
yalnz neden şeydann bütün mesajları gitmş? bu başlıkla pek alakası yok ama

sanırım sitede bi çalkalanma oldu geçen gün ben girdiğimde de mesajların yarısı gözükmüyordu scratch neyse dediğin gibi yeri burası değil

bahar nerede kaldı hikaye merakla bekliyoruz bak Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 27, 2008 8:32 pm

Vallahi şu dersaneye yarın da gidiyim. Rolling Eyes Bayramın son günlerine doğru yeni bölüm burada olucak ^^ Hatta bu pazartesi bile olabilir. Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 27, 2008 9:28 pm

Kitiara demiş ki:
Vallahi şu dersaneye yarın da gidiyim. Rolling Eyes Bayramın son günlerine doğru yeni bölüm burada olucak ^^ Hatta bu pazartesi bile olabilir. Smile
bu pazartesiiii !!! Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Eyl. 27, 2008 10:18 pm

Smile beklemedeyiz o zaman Smile bu arada bende yazmaya başladım Smile ama konular benziyor malumunuz Razz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Paz Eyl. 28, 2008 5:38 pm

Gerçekten çok güzel yazıyorsun. Bu arada bu Tinxbell bir vampire aşık olcak dimi. Öle değilse hayal kırıklığına uğrarım. lol!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Golden Dawn [Altın Şafak] ~
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : 1, 2, 3  Sonraki
 Similar topics
-
» şafak vaktinin devamı
» şafak saymak çok zor
» Kategori Altına Resim Nasıl Eklenir?
» Profil Kutusunun Altındaki İkon
» Bunu Sitenin Altına Nasi Ekleyebilirim

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilighters in Turkey :: Kültür-Sanat :: Yazı Çalışmalarımız :: Çalışmalarımız buraya!-
Buraya geçin: