Twilight Turkiye Fan Sitesi
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Golden Dawn [Altın Şafak] ~

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3  Sonraki
YazarMesaj
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Paz Eyl. 28, 2008 6:53 pm

Vampire aşık olacak tabi ki. Ama Tinxbell'in tek tuhaflığı bir vampire aşık olması değil. afro Dı dı dımmm Razz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Paz Eyl. 28, 2008 7:10 pm

Kitiara demiş ki:
Vampire aşık olacak tabi ki. Ama Tinxbell'in tek tuhaflığı bir vampire aşık olması değil. afro Dı dı dımmm Razz
hadi lütfen bir an önce yolla şu bölümü cheers
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Eyl. 29, 2008 12:31 pm

Espadora demiş ki:
Vampire aşık olacak tabi ki. Ama Tinxbell'in tek tuhaflığı bir vampire aşık olması değil. afro Dı dı dımmm Razz

Aaaaaa! Exclamation Ama olmazki böle yaa. Gizemli sözler falan. Çabuk devamını yaz ama maraklanıyoruz. bounce
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Eyl. 29, 2008 4:44 pm

Suspect Suspect ben espadorayı yeni üye zannediyordum :S Smile bahar senmişsin Embarassed yeni bölümü heyecanla bekliyorum hadii:)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Eyl. 29, 2008 7:25 pm

Bölüm III ~ The Bennets [Bennet’lar]

Cama vuran ve jilet kesiği yollar açan yağmur uyandırdı beni. Cama doğru yürüğümde Deftora’yı kaplayan yeşil örtü biraz daha koyulaşmıştı. Tuhaf bir şekilde güneşin kızı olan beni, bu yağmur sakinleştiriyordu. Camı açtım ve yağmurun odama girmesine izin verdim. Toprak kokusunu içime çekip, gözlerimi kapadım. Kafamın hiç bu kadar boş olduğunu hatırlamıyorum. Bu koku adeta bütün hücrelerimi sarmıştı. Huzur… Sanırım hissettiğim şey buydu.
“Günaydın!” diyerek selamladı beni Dorothy, birkaç dakika sonra aşağıya indiğimde. Mutfak masasında oturuyordu. Bir bardak süt dışında önünde hiçbir şey yoktu.
“Onunla doyacak mısın?” diye sordum saf saf. “Sabah kahvaltı etmeyi sevmem.” diye yanıtladı beni. “Bende.” dedim. Bu cevabımın ardından bir bardak sütte bana koydu.
“Biliyor musun? Annemin senin kızın olduğuna inanmak çok güç.”
Bu sözümün ardından tuhaf bir şekilde bana baktı. Ne anlamda söylediğimi anlamamıştı herhalde.
“Yani sen çok rahatsın. İnsanları zorlamıyorsun. İyiliğim adına hayatımın kararlarını sen vermiyorsun mesela.”
Açıklamamı gayet rahat bir şekilde dinledi. Sonra arkasına yaslandı ve sütünden bir yudum aldı. Gergin bir şekilde ona baktım. Ne diyeceğini kestirememiştim.
“Haklısın…” diye beni onayladı sonunda. “Rose katı bir çocuktu küçükken de. Hani şu büyümüşte küçülmüş tiplerden. Eğlenmesini hiç bilmez. İlk çıktığı çocuk okulun en ineğiydi.” Dorothy büyük bir kahkaha attı ve anlatmaya devam etti. “Rose’la çıkması için Rose’un okul ikincisi olması gerektiğini söylemişti.”
Anlamamıştım. “Neden ikinci?” diye sordum.
“Birinci oydu çünkü.”
Gülmeye başladım. “Demek o yüzden sekizince sınıfta bana Christopher Forrester’a yakın olmamı söylemişti.” dedim. Kelimelerim güldüğüm için zar zor anlaşılıyordu.
Bu sefer Dorothy anlamayan gözlerle baktı. “Benim derslerim pek iyi değildi. Chris ise okul birincisiydi. Herhalde ona âşık olursa derslerime asılacağımı falan düşündü.”
Bu ikimize de komik gelmişti. Gülmeye başladık. Eğer şu an sütümü içiyor olsaydım, ya boğazımda kalırdı ya da burnumdan gelirdi. Birkaç dakika sonra susmuştuk.
“Sevgilini bırakman zor oldu mu?” diye sordu Dorothy birden. Bakışlarımı ona çevirdim. Gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. “Bir sevgilim olsaydı…” dedim varsayımda bulunarak, “Ayrılmanın zor olacağını yinede sanmazdım.”
Gülümsedi. “Bir sevgilin olsaydı evlat, böyle demezdin.”
Aşk ve sevgi konusunda yoksundum. İkisine de inanmıyordum. Sevgiyi ailemden pek görmemiştim. Arkadaşlarım küçük bencil yaratıklardı ve onlar için, erkeklerin yanında dostluk bir hiçti. Erkekler… Açık konuşmak gerekirse onları tanımıyordum. ‘Düz mantık.’ diye düşündüm. Hayat fazla düz mantıktı. Ama o düzlüğün altındaki karmaşa inanılmazdı. Tabi altına bakan nadir insanlar vardı. Ben yatağın üzerinde yorganı kafasına çekip her şeyin geçmesini bekleyen çocuklardan değildim. Genelde yatağın altında olduğu zannedilen canavarım peşindeydim. Öte yandan kendimi saklamaya çalışırdım. İnsanlardan korkardım. Yapacaklarından çok kıracaklarından…
Daha on yedi yaşındaydım fakat Dorothy’den çok daha yaşlı gibiydi içim. Sanki görmüş geçirmiş gibi bir halim vardı. Bana göre deneyimler sadece başa gelen olaylar değildi. Deneyimler gözlemlerden ibaretti. Cesur olduğumu söyler hep babam. Aslında cesur değilim. Cesur görünümümün altında çok korkaktım. Bir midye gibi. Dışı sert, içi yumuşak…
“Okul yarın başlıyor. Senin alışverişe götürmemi ister misin? Çok az eşyan var.” Dorothy beni dalgınlığımdan kurtarmıştı. Gönülsüzce Dorothy’e baktım. Yüzüme yorgun bir hava katmaya çalışıyordum.
“Hadi ama Tinxbell. Biraz genç gibi davran! Genç kızlar alışverişi severler.” Diye inledi Dorothy. Beni ikna etme çabaları boşa çıktı. Ama Deftora’yı dolaşma isteğini kabul ettim. Yolları pek bilmiyorum. Tamam, burası küçük bir yer olabilirdi ama benim her yerde kaybolabilme özelliğim vardı.
“Kitap okumayı seviyorsun sanırım?” dedi soran bir sesle. Dışarıya çıkmış araçlara kapalı olan küçük caddede yürüyorduk. “Evet.” diye cevap verdim.
“O zaman burayı seveceksin.” Gülüşü suratına yayıldı. Bir kapıyı itti. Dışarıdan vitrine bakmadan bende onun arkasından girdim. Tuhaf bir çan sesi havaya yayıldı. Girdiğimiz dükkân eski bir kütüphane gibiydi. Tahta raflar, gıcırdayan zemin… Etrafa tuhaf bir huzur hâkimdi. Kendimi iyi hissetmemi sağladı.
“Aloria!..” diye seslendi Dorothy.
Büyüleyici altın sarısı saçlı bir kadın geldi içeriden… Sadece saçları değildi büyüleyici olan. Gözleri, teni, fiziği… Bir mankeni andırıyordu. Dorothy’le yan yana durduklarında anladım. Dorothy ondan yaşlı olduğu halde hiç aşağı kalır yanı yoktu. Sonra gözümün önüne Rose geldi. Gözlüklerini çıkartıp bakımsız ve toplu saçlarını açarsan oda mükemmel güzellikteydi. Ters bir şeyler vardı. Tanrı Aşkına. Neden hepsi bu kadar güzeldi?
“Ah Dorothy merhaba…”
Dorothy afallayıp kaldığımın farkına varmış olacak, beni dürterek “Bu Rose’un kızı Tinxbell.” dedi. Büyüleyici altın sarısı saçlı kadın bana bakıp yavaşça gülümsedi. “Memnun oldum Tinx.” dedi. Adıma uyguladığı kısaltmayı ben kendi kendimle konuşurken kullanırdım. Onun kullanmasını yadırgamadım bu yüzden. Aslında hoşuma bile gitmişti bu. “Bende.” diye mırıldandım. Dorothy “Bu da Aloria Bennet.” diye tanıştırdı. Tekrar başımla selam verdim.
“Bells tam bir kitap kurdu. Genelde hayata dair şeyler okumayı seviyor. En azından yanında getirdiği kitaplardan anladığım bu.” Dorothy Aloria’ya bunları söyledikten sonra sustu. Aloria tekrar dönmek üzere yanımızdan ayrıldı. Ben Dorothy’e bakıyordum. Kitaplarımı ne ara görmüştü acaba? Onun odama girdiğini hiç hatırlamıyordum… Buna bir daha dönmek üzerine beynimin bir köşesine yazdım. Aloria elinde birkaç kitapla geri geldi. “Al bakalım. Bunları seveceğine eminim.” Kitaplara baktım. Önceden okumadığım şeylerdi. Gülümsedim. İşte arkadaşları gelmişlerdi. Kitaplar…
“Oturmaya ne dersiniz?” dedi Aloria. Zarif adımlarla yanımızda durdu. “Ah başka zaman Aloria. Biraz etrafı gezeceğiz.”
Dorothy elini omzuma koydu ve beni kapıya doğru sürükledi. Bıraksalar orada sonsuza kadar kalabilirdim. Kâğıt ve mürekkep kokusu gıcırdayan tahta zemin… Neden bilmiyorum ama orası bana Orta Çağ’ı anımsatıyordu.
“Hey Tinx! Okulda bir sorun olursa çocuklarım sana yardım edebilirler. Gabrielle, Felix ve Seth…”
“Umarım gerek kalmaz.” diye mırıldandım ve gülümseyerek kapıdan Dorothy’le birlikte çıktık.


En son Espadora tarafından Salı Eyl. 30, 2008 7:37 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Eyl. 29, 2008 8:20 pm

senin yazdıklarını okudukça kendi yazdıklarım çok basit geliyor Suspect
tinxbell yeni başladığım bir hikayedeki ana karakterime benziyor heralde twilight okuyanlarda bir ortak nokta bu Very Happy
çok güzel bir bölümdü stephenie'yi okumaktan hiç bir farkı yoktu gerçekten çok iyi yazıyorsun ellerine sağlık cheers

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Eyl. 29, 2008 10:16 pm

Çooo...ooook güzel olmuş. Emeğine sağlık. Yeni bölüm ne zaman gelir acaba??? tongue
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Eyl. 29, 2008 10:17 pm

bahar harika bir bölüm olmuş bence Smile çok beğendim Twisted Evil bu arada bennet benim soy ismimi Razz neden çaldın Razz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Salı Eyl. 30, 2008 7:35 am

Çaldım valla Şeyda. lol! Tamamen Jane ve Lizzy'e olan sempatimden Razz
Nagihan'cım bayram dönüşü yazabilirim sanırım. Smile
Didem sende gayet güzel yazıyorsun bi' kere. afro Evet ama kesinlikle birbirine benziyor karakterler. Twilight sevgili karakter yapılarını değiştiriyor. Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Salı Eyl. 30, 2008 8:20 am

her yazdığın bölümde büyüleniyorum bahar gerçekten Very Happy
yani nasıl yapıyorsun o benzetmeleri, tasvirleri anlayamıyorum Razz bi de duyguları açıklama şeklin çok güzel
umarım bi dahaki bölümü kısa bir zamanda okuruz Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Çarş. Ekim 01, 2008 3:58 pm

Sağol Selin'cim. pc'ye geçirmeye şimdi başlıyorum bölümü. ^^,
Tinxbell'imiz okullu olucak lol!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Ekim 03, 2008 8:28 pm

Bölüm IV ~ Deftora High School [Deftora Lisesi]

Ağır adımlarla yürüdüğüm ince, iki tarafı uzun ve yaşlı ağaçlarla kaplı yol fazlasıyla boştu. Büyük ihtimalle bu boşluk, neredeyse bütün öğrencilerin bir taşıta sahip olmasından kaynaklanıyordu. Hafiften yağmur çiseliyordu. Rüzgâr esmiyordu hatta hava sıcak bile sayılabilirdi.
Hafif uykulu halim yolda zikzaklar çizerek ilerlememi sağlıyordu. Umursamayarak sırt çantamı çekiştirdim.
Ne garipti. İlk defa okula giderken forma giymiyordum. Beklide bu yüzden uykum vardı. Çünkü o kırmızı kareli etek, askerlerin ‘Koğuş Kalk!’ sistemi gibi birden bire uyandırırdı beni. Böyle üniformasız okula gidiyor gibi de hissetmiyordum.
Okula az kaldığı belliydi. Yol bitip caddeye çıktığımda yaşıtım olan kalabalık beni karşıladı. Kalabalık dediğim Silvia Laura Koleji gibi değildi. Hatta eski okulumun onda biri bile etmezdi.
‘Deftora Lisesi’ yazan tabelaya şöyle bir baktım. İç çektim ve merdivenlerden inmeye başladım. “Yine, yeni, yeniden…” dedim kendi kendime. “Yeni olan her şey hoş geldin Tinx.” diye de ekledim.
Okul düşündüğümden çok daha iyiydi. Mavi dış cephe, demir kapı, öğrenci dolapları, mükemmel silinmiş zemin…
Yavaş adımlarla memurun odasına ilerledim. Yardıma ihtiyacım vardı. Açık olan kapıdan içeriye doğru süzüldüm. Beni gülümseyerek karşıladı. Seyrek kestane rengi saçları, küçük bir burnu vardı. En az ellilerindeydi. Tuhaf bir yüz ifadesi vardı. Sanki dün gece en sevdiği grubun konserine gitmiş de grubun solistiyle hit şarkıyı söylemiş gibi…
“Miss Aynesworth değil mi?”
Sorusuna kafa sallayarak cevap verdim. Bana hemen bir kâğıt uzattı. Üzerinde alacağım dersler vardı. Zorunlular bilindikti. Edebiyat, matematik, fizik, kimya, biyoloji… Uzayıp giden listenin altlarına kaydı gözüm. Seçmeli dersler… En fazla üç tane alabileceğim belirtiliyordum. Benim gözüm en sondakine ilişti. ‘Eskrim.’ Bakışlarımı tekrar memura çevirdim. Tuhaf surat ifademi görünce,
“Müdürümüz eski bir eskrim ustası.” diye mırıldandı. Anlamış gibi kafa salladım. Fazla düşünmeden, müzik, resim ve eskrimi işaretledim. İmzamı attıktan sonra kâğıdı memura uzattım. Kâğıdıma şöyle bir göz attıktan sonra, “Eskrim sınıfındaki ikinci kızsın.” dedi. Tuhaftı. Eskrimin e sinden anlamazdım. Takip falan da etmezdim. Ama kılıçları hep ilgi çekici bulmuştum. Seçimimde bunun fazlasıyla etkisi vardı.
Memur önde ben arkada, sınıfıma doğru ilerliyorduk. Koridorlar bomboştu. Dersin başlamasına az kalmıştı ama zil henüz çalmamıştı. Öğrenciler beni şaşırtmadı desem yalan olur. Ben hepsini dışarıda lak lak yaparken ya da öğretmeni kapıda beklerken bulurum sanıyordum. Ama hepsi sınıflarında oturuyordu. Beni şaşırtan bir diğer tuhaf yan ise bütün sınıfların kapılarının açık olmasıydı. İlk günün manşeti bendim. Çünkü bomboş koridorda memurun arkasından yürüyen siyah uzun saçlı ‘yeni’ kızdım. Hepsi başını kaldırıp geçerken bana bakıyordu. Muhtemelen yüzümü ezberliyorlardı.
İlk dersim edebiyattı. ‘Sıkıcı.’ diye düşündüm. Kitapları ve yazmayı severdim ama okuldaki edebiyat öğretmenleri kesinlikle işkenceydi. Sırf kendileri daha rahat olsunlar diye bir ton şey ezberlememizi isterlerdi. Öte yandan daha yaratıcı şekilde ders anlatsalar hiçbir suretle arkalarından ‘Suratsız.’ denmeyecekti. Sınıfımın önüne geldiğimizde memur diğer sınıflarımın yazılı oldu bir kâğıt ve sınıfların işaretlendiği bir okul krokisi verdi. Bana iyi dersler diledi ve gitti. İçeriye girip girmemek arasında tereddüt yaşadım. Sınıftaki hemen herkes bana bakıyordu. Baştan aşağıya süzüyorlardı. Birkaç saniye sonra zil çaldı. Bu sefer mecbur kalmıştım. Zaten zil çalmasaydı içeriye gireceğim yoktu.
Boş olan cam kenarındaki arka sıraya ilerledim ve oturdum.
İki kız bana baktı. Sonra gülüşüp önlerine döndüler. ‘İşte… Regina 2’ dedim kendi kendime. Başıma hep bir bela alıyordum. Gerçi başıma aldığım en büyük bela bu tiplerdi sanırım. Geçmişi düşünürsek, hiç de büyük olaylarım olmadı. Hiç biriyle kavga etmedim. Laf dalaşına bile girmedim. Sakindim. Fazla sakin. Beklide insanları üzerime salan şey buydu. Bir insandan beklenmeyecek kadar sakin olmak…
10 yaşındayken tam da önümde bir kadına araba çarpmıştı. Bir adım daha fazla atsaydım bana da çarpacaktı. Okul çıkışıydı. Annem her zamanki gibi beni almayı unutmuştu. Hava kararmıştı. Onu beklememi tembih etmişti telefonda uzun uzun. Zira yaklaşık yarım saat uzakta olan evimizden gelecekti. ‘Kimin umurunda’ diye düşündüm ve ona kendim gelebileceğimi söyledim. Bir sürü laf yığınına başlayacakken de telefonu kapatıp okuldan çıktım. İki adım, iki far ışığı… Sonra tuhaf bir fren sesi kapladı lacivert geceyi… Donuk bakışlarım telefon ekranına gitti. 112… Bir ambulans, iki yaralı… Sonraları öğrendim ikisi de sağmış. Erken müdahale demiş doktor. Gülümsedim.
Aklıma geldiği için yine gülümsedim. Öğretmen girdi içeriye. Gülümseyişime gülümseyerek karşılık verdi bakışları bana takılınca. Anlatmaya başladı. Edebiyat tarihi…
**
Öğle arası yemekhanede boş yer bulmam çok kolay oldu. Öğrenci sayısının aksine fazla masa ve sandalye vardı. Köşelerde bir yere oturdum. Önümdeki yiyeceklere baktım. Canım istemiyordum. Tepsinin en köşesindeki su şişesini aldım. Elimde çevirmeye başladım. Hiç biri benden hoşlanmamıştı. Hoşlananlar da diğerlerinin aksine konuşmaya çekiniyorlardı. ‘Daha iyi’ dedim kendime. Yalnızlık gibisi yoktu. Alışmak biraz zor olacaktı ama neyse.
“Merhaba!”
Neşeli bir kız sesi duydum. Başımı çevirip ona baktım. Açık kestane saçları vardı. Omuzlarından aşağıya dökülüyordu. Büyük yeşil gözleri çimenleri anımsatıyordu.
“Matematik ve Edebiyat sınıflarımız ortak.”
Daha ben sormadan o cevap verdi. Karşıma oturdu.
“Adım Amber.” dedi.
“Bende…” Söylememe fırsat vermedi. “Biliyorum Tinxbell.” diye atıldı. Fazla arkadaş canlısıydı. Heyecanlıydı ve diğerlerinin aksine hemen benim yanıma geldiğine göre yalnızdı. “Memnun oldum Amber. Ama benim biraz işim var. Zaten iştahım da yok. Seninle yine görüşürüz.” diye sıraladım. Kaçar gibi masadan kalktım. Dönüp ona baktığımda sırıtarak bana el sallıyordu. Önüme döner dönmez “Aargh!” diye inledim. Kapşonlu hırkama meyve suyu dökülmüştü. Dur bakalım kim becermişti bu işi; Regina 2. Ah birde yanında gülüştüğü kız bir erkek daha vardı. Muhtemel bir biçimde onların çete olduklarına kanaat getirdim. ‘Yeniler ezilir’ politikasıyla geliyorlardı üzerime… ‘Hodri meydan’ bakışı atıp yemekhaneden çıktım.
Adımlarım kızlar tuvaletine çevrildi. Hırkama biraz su döktüm ve sildim. Ama yinede üzerimden çıkarttım. Çok berbat bir lekeydi. Kısa kollu siyah tişörtümle kaldım. Soğuktu. Umursamadım. Öğle arası bitene kadar tuvaletten çıkmayacaktım. Korkaklıktı… Yaptığım sadece korkaklık. Resmen yeniliklerden kaçıyordum. O yarım saatte bir ara eve dönmeyi bile düşündüm. Yapamayacağımı düşündüm. Daha ilk günden kötüydü. Ama pes edersem hayatım boyunca anne ve babamın istediklerini yapmaya devam ederdim. ‘Pes etmek yok’ diye cesaretlendirdim kendimi.
Öğle arası bitmeden ve kızlar dersten önce tuvalete akın etmeden çıktım oradan. Koridor boştu. Ağır adımlarım, dik başımla yürüyordum. Aklımdan sonsuz şeyler geçiriyordum.
“A-ha!” tuhaf bir kabalıkla mırıldandı siyah saçlı bir çocuk. Alaylı surat ifadesini koridordan dönüp yakınıma geldiğinde fark ettim. Yine onlardı. Belalarım. Sadece üç dersimiz birlikte geçmişti. Onlarda da ne konuşmuş ne de bakışmıştık. Ama anlaşılan onların benim yakama yapışmaları için ‘yeni kız’ olmam yeterliydi. Ardından sarışın süslü kız belirdi. Bayan meyve suyu…
“Bak tatlım…” diye söze başladı tahammülsüz bir sesle. “Blake’den uzak durmanı istiyorum tamam mı? Eğer uzak durursan bir sorun yaşamayız.”
Tuhaf bir şekilde ona baktım. ‘Blake kim?’ diye sordum kendi kendime. Şimdi ona sorsam bir sürü şey saçmalayacaktı emindim. Ama kendimi durduramadım.
“Neden bahsediyorsun?” diye mırıldandım.
Sinirlenmiş gibiydi.
“Sevgilimden uzak dur diyorum!” diye bağırdı. Alnı kırışmıştı.
“Senin sevgilin olabilecek biriyle bir münasebetim olacağını sanmıyorum.” Sözümün altındaki imayı anlamayacak kadar ahmaktı. Geçmeye çalıştım ama o ve arkadaşları [o ve çetesi daha doğru olur sanırım] bütün yolu kaplamışlardı.
“Hey Tinxbell!”
Arkamı döndüm. Uzun kızıl –neredeyse kırmızı- saçlı bir kız bana gülümsedi ve el salladı. Diğerleri onu görünce bana kötü bakışlar atıp az ilerideki merdivenlerden indiler. Tekrar arkamı döndüğümde kırmızı saçlı kız ortadan kaybolmuştu.
“Sağ ol.” diye seslendim. Uzaklardan bir uğultu geldi ve çalan zil her şeyin önüne geçti…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Ekim 04, 2008 5:39 am

yine güzel bir bölüm cheers ellerine sağlık cheers hikayenin vampiri kim anlayamadım scratch seslenen kızıl saçlı kız vampirlerden biri olabilir scratch o Blake de öle sanırım scratch neyse ilerde görürüz Very Happy

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Ekim 04, 2008 10:54 am

Mükemmel.
Nasıl beceriyorsunuz böyle güzel şeyler yazmayı anlamıyorum.
Her zamanki gibi çok güzel olmuş ama daha vampirimizin kim olduğu belli değil.
Blake mi yoksa? Suspect
Nese anladın ne kadar beğendiğimi işte. Very Happy
Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. What a Face
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Ekim 04, 2008 11:25 am

yine çok güzel ve değişik bi bölüm olmuş
sanırım aklımdaki sorulara bi dahaki bölümde cevap bulucam
ellerine sağlık Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Ekim 04, 2008 12:59 pm

bahar sende kesin yetenek var Smile ellerine sağlık harika bir bölüm olmuş Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Ekim 04, 2008 3:00 pm

Bütün sorular cevabını bulacak yakında. Pazartesi yazayım da çok merakta bırakmayayım sizi Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   C.tesi Ekim 04, 2008 6:23 pm

Espadora demiş ki:
Bütün sorular cevabını bulacak yakında. Pazartesi yazayım da çok merakta bırakmayayım sizi Smile
sonunda okuyucuyu düşünen bir yazar Razz beklemedeyiz Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Dora

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Ekim 06, 2008 6:39 pm

Bölüm V ~ Confusion [Karmaşa]

Blake… Kızıl saçlı kız… Regina 2 ve çetesi…
Kafam cidden allak bullak olmuştu. Parçalar önümde duruyordu ama birleştiremiyordum. Aslında parçaların birbirine uyup uymadığından da şüpheliydi. Beklide Dorothy’den yardım almalıydım. ‘Ah hayır’ diye önledim kendimi. Okulun ilk günü sorun yaratmamalıydım. Gerçi ben yaratmamıştım ki. Her zamanki gibi o beni bulmuştu.
Tamam, önce olayları kronolojik sıraya koymalıydım.
Önce Amber yemek masama oturdu. Ama ben onun bu arkadaş canlısı havasından rahatsız olmuştum. Ona bir bahane uydurup masadan kalktım. Sonra Regina 2 –şu kızın gerçek ismini öğrensem iyi olacaktı- üzerime meyve suyunu boca etmişti. Kızlar tuvaletini gittim ve çıkıştı o üçlü yine karşımdaydı. Bana ‘Blake’den uzak dur’ dedi. Sonra o kızıl saçlı kız belirdi ve beni kelimenin tam anlamıyla kurtardı.
Sorulacak çok soru vardı. Öncelikle Blake kimdi ve hiç alakam olmadığı halde onun sevgilisi neden bana araya giren kız muamelesi yapıyordu? İkinci soru; Kızıl saçlı kız kimdi? Adımı nereden biliyordu? Neden yardım etmişti? Neden, neden, neden?..
Sorular ve sorunlar…
“Tanrı’m” diye mırıldandım oturduğum cam pervazında kıpırdanırken. Bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim. Kızıl saçlı kız! Onu görür görmez yerimden zıpladım. Eve doğru yürüyordu. Koşar adımlarla aşağıya indim. Ben merdivenin son basamağındayken kapı çaldı. Dorothy bu heyecanlı halime anlam verememiş gibi bakıyordu. Fazla duraksamadan kapıyı açtı. Önden Aloria girdi içeriye. Altın sarısı saçlarını rüzgârda savruldu. Gözleri açık yeşildi. Şimdi fark etmiştim. Hiç bu kadar açık bir yeşil gördüğümü hatırlamıyorum.
Ardından benden büyük olduğunu düşündüğüm bir erkek çocuğu girdi. Uzun boylu, geniş omuzluydu. Giydiği tişört tam üzerine oturmuştu ve kasları ortaya çıkmıştı. Suratında yarım bir gülümseme vardı. Bir erkeğe göre uzun saçlarıydı. Kahverengi beklide daha koyuydular. Ve işte beklediğim kişi girdi içeriye. Kızıl saçlı kız. Diğerleri gibi çok güzel yüz hatlarına sahipti. İnanılmaz derecede güzellerdi hepsi. Beyaz tenleri, kusursuz fizikleri…
“Merhaba Dorothy” dedi Aloria. O an kafama dank etti. İşte… Gabrielle… Kızıl saçlı olan. Peki ya diğeri kimdi? Seth mi Felix mi? Aloria’nın çocukları…
Gabrielle yanımda durdu. “Tekrar merhaba.” dedi gülümseyerek. ‘Hayır’ dedim kendi kendime… ‘Burası –Deftora- kesinlikle akıl sağlığını bozar.’
**
Birkaç dakika sonra salonda oturuyorduk. Ben ve Gabrielle yan yana kanepedeydik. Aloria ve Dorothy karşılıklı tekli koltuktalardı. Felix ise –adını biraz önce söylemişti- ayakta bir o yana bir bu yana dolanıp telefonuyla sürekli birini arıyor, uzun süre kulağında tutuyor, sonra –belli ki cevap verilmiyordu- suratını büzüştürüyordu.
“Tinx’i okulda pek sevmemişler sanırım.” dedi Felix alayla. En sonunda telefonunu indirip cebine koymuştu. Dorothy’nin bakışlarını bana çevirdi. “Bunu anlamıştım zaten.” diye mırıldandı. Bir anda hepsinin bakışları bana döndü. Tuhaf… Kendimi onlardan çok farklı hissediyordum. Sanki onlar başka bir dünyadandı ben başka bir dünyadan. Aslında genelde hep böyle hissederdim ama bu daha farklıydı. “Blake kim?” diye sordum birden. Aklımdan geçenler dilimden dökülüyordu. Meraklı bakışlarımı tek tek yüzlerinde gezdirdim.
“McJoy’ların oğlu…” diye açıkladı Felix ifadesiz bir şekilde.
“Ee onun çatlak kız arkadaşı neden sevgilinden uzak durmamı istedi o zaman?”
Saf saf mırıldandım. Benden bir şey saklıyorlardı. Bunu anlamak için deha olmaya gerek yoktu. “Çünkü yenisin ve güzelsin.” dedi Gabrielle gülerek. Güzelim… Ben mi? Hiç sanmıyordum. Dağınık siyah saçlarım, kahverengi gözlerim… Kendimi hiç güzel bulmazdım. Sıradan bir tiptim. Gabrielle gayet güzeldi mesela. Kızıl saçlarının tonu kimsede yoktu. Gözlerinin rengi anlayamadığım bir mavi yeşil karışımıydı. Burada bir güzel varsa, Aloria’ydı mesela. Altın sarı saçlarıyla bir Tanrıça gibiydi. Ya da Dorothy… Yaşına rağmen gayet güzeldi. Pürüzsüz bir cildi vardı. Beyaz teni, sarı kısacık saçları, buz mavisi gözleri… Şu an burada güzel olacak biri varsa eğer, ben son kişiydim.
“Seth gelmiyor mu Felix? Onunda Tinx’le tanışmasını isterdim.” dedi Aloria tuhaf bir kinayeyle. “Hayır Aloria. Arıyorum ama cevap vermiyor.” diye mırıldandı Felix. Sinirli gibi soludu.
Seth… Üçüncü kardeş…
“Aloria, bu kadar büyük çocuklar için fazla gençsin.” diye mırıldandı. Belki de patavatsızlıktı ama bu bir çeşit soruydu da. Aloria bana gülümseyerek baktı. “Evlatlıklar… Felix ve Gabrielle evliler mesela. Seth yalnız.” dedi gülümsemesinden hiçbir şey kaybetmeden. Bakışlarım şaşkınlıkla Gabrielle’ya döndü. O ise bu şaşkınlığıma küçük bir kahkahayla karşılık verdi. “ Göründüğüm kadar küçük değilim Tinx.” dedi. Hepsi birden güldüler. Anlamadığım bir espri vardı herhalde ortada. Bir şey söylemedim.
“Ah az daha neden geldiğimizi unutuyordum.” dedi Aloria. Bakışlarım otomatikman ona döndü. Ne söyleyeceğini merak ediyordum.
“Bu akşam bize gelmenizi istiyoruz.” diye açıkladı. “Tinx’i daha çok tanımak istiyoruz. Ne de olsa burada kalacak.”
Dorothy bana baktı. “Tabi olur.” diye mırıldandım çekingen bir şekilde.
“Neyse biz şimdilik gidelim. Fazla vaktimiz yok da. Akşam bol bol sohbet ederiz.” Aloria, Felix ve Gabrielle kapıya yöneldiler. Sıcak gülümsemeleri içime işlemişti.
**
Odamda yine camın pervazına oturdum. Felix ve Gabrielle çok yakışıyorlardı. Felix 20 yaşındaydı Gabrielle ise 18. Benden bir yaş büyüktü ve evliydi. Tuhafıma gitmedi desem yalan olur. Rose’da babamla –James’le- çok genç evlenmişti. Hep onların bunca iş arasından nasıl birbirlerine vakit ayırdıklarını düşünmüştüm. Bana pek vakit ayırmazlardı. Ama umarım ilişkilerine ayırıyorlardı. Bu benimkinden çok daha önemliydi. Onlar ayrı olsaydı ne hissederdim diye düşünüyorum da, şu hayatta inandığım tek aşk onların aşkıydı. O da yıkılırsa çok boş olurdum herhalde.
Seth’i merak etmişti. O kadar telefon etmişti Felix. Ya duymamıştı ya da benden pek haz etmiyordu. Gerçi daha beni tanımıyordu bile. “İnsanlar tuhaf yaratıklar…” dedim gülerek. Önyargılı, karmaşık…
Telefonumun sesiyle irkildim. Masanın üzerine bıraktığım için tuhaf bir titreşim yayıyordu. Dayanılmaz bir sesti. Uzanıp telefonu aldım. James arıyordu. Sırıttım ve telefonu kulağıma götürdüm.
“Merhaba baba!”
“Merhaba Bells. Nasıl gidiyor?” diye sordu neşeyle.
“İyi… Dorothy ve ben bir yere davet edildik. Ah anneme sorsana. Bennet’ları tanıyor olmalı.”
“Bennet’lar. Onları bende tanıyorum tatlım. Yanılmıyorsam üç tane evlatlık çocukları var. Biri senin yaşıtın.”
“Yo Gabrielle benden bir yaş büyük.” dedim. Kafam karışmıştı.
“Seth…” dedi babam düşünceli bir şekilde.
“Seth 17’sinde mi?” diye sordum saf saf.
“Evet.”
“Her neyse. Sen ve Rose nasılsınız?” diye geçiştirdim. Seth’i daha küçük sanıyordum ben. Demek yaşıttık. Nedense daha çok merak etmişti onu.
“Harika! Biraz izin alıp tatile bile gitmeyi düşünüyoruz.”
Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Benim başarılı, işten başka bir şey düşünmeyen annem, tatile mi gidecekti? Cık cık…
“Baba Rose’un iyi olduğuna emin misin?!” diye inledim endişeyle.
“Çok iyi. Neyse tatlım seni sonra ararım. Şu an biraz işim var.”
“Peki, hoşça kal.”
Telefonu kapattım. Neler oluyordu? Rose tatile çıkacakmış. Büyük bir kahkaha attım. Onun adına sevinmiştim. Sonunda kendine vakit ayıracaktı. Ve James’e…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Ptsi Ekim 06, 2008 8:25 pm

ellerine sağlık yine harika bir bölüm olmuş iki düşman vampir grup var ve eniştemiz de seth sanırım Rolling Eyes Smile


En son gölgeharamisi tarafından Cuma Ekim 10, 2008 10:35 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Salı Ekim 07, 2008 5:19 pm

ellerine sağlık seth i merak ettim baya Very Happy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
diadem

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Ekim 10, 2008 2:53 am

seth'i bende merak ettim Very Happy
çok güzel bir bölüm olmuş yine ellerine sağlık cheers
etraftaki herkes vampirmi yav kız kaldı mı aralarında scratch

_________________
The truth is hiding in your eyes
And it's hanging on your tongue
Just boiling in my blood
But you think that I can't see
What kind of man that you are
If you're a man at all
Well I figure this one out on my own
I'm screaming I love you so
My thoughts you can't decode
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
sLn

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Ekim 10, 2008 9:19 pm

bahar koru kızı vampirlerden bi kaza çıkmasn Razz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
nagıhan

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Cuma Ekim 10, 2008 10:28 pm

Çok güzel olmuş. Ellerine sağlık. Ama benim hala anlayamadığımk şeylr var. Neyse yeni bölümlerde herşey açıklığa kavuşur heralde...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
gölgeharamisi

avatar


MesajKonu: Geri: Golden Dawn [Altın Şafak] ~   Perş. Ekim 23, 2008 10:43 am

nagıhan demiş ki:
Çok güzel olmuş. Ellerine sağlık. Ama benim hala anlayamadığımk şeylr var. Neyse yeni bölümlerde herşey açıklığa kavuşur heralde...

kavuşuruz kavuşmasınada yeni bölümler nerde Razz
bahaaaar bekletme bizii Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Golden Dawn [Altın Şafak] ~
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
2 sayfadaki 3 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3  Sonraki
 Similar topics
-
» şafak vaktinin devamı
» şafak saymak çok zor
» Kategori Altına Resim Nasıl Eklenir?
» Profil Kutusunun Altındaki İkon
» Bunu Sitenin Altına Nasi Ekleyebilirim

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Twilighters in Turkey :: Kültür-Sanat :: Yazı Çalışmalarımız :: Çalışmalarımız buraya!-
Buraya geçin: